Gönderen Konu: MARDİN'İN TARİHİ  (Okunma sayısı 741 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Domani

  • Kücük Üye
  • **
  • İleti: 59
  • Rep: 25484
  • Cinsiyet: Bay
  • Ay Lav Yu [N]--[F]
    • Profili Görüntüle
MARDİN'İN TARİHİ
« : 01 Kasım 2010, 19:12:43 »


Belediye Terimi

 

Tanzimat döneminde kullanılmaya başlayan Belediye terimi, "ortak menfaatler ve karşılıklı ihtiyaçların zorlaması ile bir beldede oturan halkın, beldelerine ve dolayısıyla kendilerine ait meseleleri, hükümetin kanunla belirttiği sınır ve sorumluluk dairesinde seçmiş oldukları vekilleri vasıtası ile halletmeleri şeklinde tanımlanmıştır . Şemsettin Sami'nin Kamus-ı Türki adlı eserinde belediye, "bir şehrin umumi işleri ve sair ihtiyaçlarına bakan idare" olarak tanımlanır".

Modern belediyecilik açısından bakıldığında; belediyenin varlığı için yerleşik bir topluluk olmalı, kent/şehir topluluğu olmalı, belediye merkezi yönetimden ayrı bir yönetim örgütü olarak değerlendirilmeli'.

 

Batı'da Belediyecilik

 

Eski Yunan ve Roma şehir tarzı bugünkü belediyecilik anlayışının temellerini teşkil eder. Roma şehrini ifade eden "Municipe" terimi bugünkü İngilizce'deki "municipality" (belediye) teriminin kökenidir. Ortaçağ boyunca ve Yeniçağ'a kadar geçen süre içerisinde, Avrupa'da belediyeciliğin önemli gelişmeler kaydettiği söylenemez. Gerçek dönüşüm 18. yüzyılın sonunda Avrupa'nın Fransız ve Sanayi Devrimi ile tarım toplumundan, sanayi toplumuna geçmeye başlamasıyla yaşandı. Kentlerin sanayinin merkezi olarak ortaya çıkması ve buralara köylei-den yoğun göç olması yeni bir dönemin başlangıcıydı. 19. yüzyılda kentler önceki dönemlerden farklı olarak, yoğun nüfus, çarpık kentleşme, hava kirliliği, alt yapı yetersizliği gibi sorunlarla karşılaştılar. Bu sorunların çözümüne yönelik arayışlar ve çabalar, Avrupa belediyeciliğini derinden etkiledi ve yerel yönetimlere yeni bir anlam kazandırdı.

Batı'daki Belediyecilik ekollerini çeşitli başlıklar altında toplayabiliriz:

1.         Federal devletlerde belediye örgütlenmesi

a.         Alman belediyesi

b.         ABD belediyeleri

2.         Üniter devletlerde adem-i merkeziyetçi belediye örgütlenmesi

a.         İngiltere belediyesi

b.         Japonya belediyesi

3.         Sosyalist belediyecilik

4.         Fransız tarzı belediyecilik

 

Osmanlı'da Belediyecilik

 

Batı dünyası ile karşılaştırıldığında gerek ekonomik, gerekse sosyal statüler açısından sınıfsal farklar (Aristokrasi, Burjuvazi) oluşmasına izin vermeyen İslam toplumlarının kurup geliştirdikleri şehirlerde önemli farklar bulunmaktaydı. İslam dünyasındaki şehirlere örnek olarak Bağdat verilebilir. U/un yıllar Abbasi halifelerinin başkent olarak kullandıkları bu şehir, ticaret yollarının      üzerinde          ve

tarıma elverişli bir bölgedeydi. Asurlulardan beri bilmen dairevi şehir geleneğini ordugâh şehir stili ile birleştiren Araplar; çarşı, medrese ve evleri bir plan dahilinde yerleştirmişler ve mesleklere göre bir düzenleme yapmışlardı. Bu tip şehirlerde ihtisap emini bir nevi belediye başkanı (zabıta) olarak işlev görmekteydi. Söz konusu şehircilik anlayışı Osmanlı şehirciliğini de etkileyecektir.

Anadolu'nun Türkler tarafından fethini takip eden süreçte, yeni şehirler kurmak yerine mevcut yapılara yeni fonksiyonlar (kiliselerin camiye, manastırların tekke ve zaviyeye dönüştürülmesi) verilerek işe başlanıldı, ardından yeni ve orijinal mimari eserler ortaya çıktı.

Selçuklularda belediye işlerinde birinci derecede yetkili "kadı" idi. Osmanlılar da aynı geleneği devam ettirdiler. Zamanla içerisinde Osmanlılar kendilerine özgü bir kent yapısı meydana getirdiler. Bunu Arap şehirciliğinden ayıran iki temel özellik vardı, bunlardan birincisi, Araplar gibi şehirleri önemli yapılar grubunun meydana getirdiği bir merkezin çevresine oturtmak yerine, birden fazla minyatür merkezler meydana getirerek şehri külliye ya da imaret dediğimiz cazibe noktalarının etrafında büyütmekti. İkinci önemli nokta ise, İslami karakterli yapıların o güne kadar alışılmışın dışında, Türklerin Orta Asya'dan getirdikleri mimari karakteristiği yansıtan özellikler (Örneğin Bursa'daki Hüdavendigar külliyesi, Orta Asya'daki mimari geleneği yansıtan dört eyvan ve kapalı avlu tarzı ile inşa edilmişti) ile inşa edilmeleridir. Bu açıdan bakıldığında yüz yıllık süreç içerisinde Bursa, Osmanlı kent tipinin bir örneği olarak ortaya çıkmaktadır (camiler, hanlar, hamamlar, medreseler, esnaf ve tüccarın bir arada olduğu büyük ticaret merkezleri...). Osmanlı-Türk mimarisi, Bursa'dan sonra Edirne ve İstanbul'da kendini gösterdi. Son yüzyılda kent nüfusunun hızla artması ve çarpık kentleşme ile (plansız ve vizyonsuz imar hareketinin saldırısı sonucu), yüzyıllar içinde oluşan tarihi doku tahrip ve hatta büyük ölçüde yok edildi. Osmanlı şehirciliğinin imaret (külliye) kurumunu merkez alan bir sistem etrafında şekillenmişti. İmaretler; cami, medrese, bimarhane (hastane), aşevi, tabhane (misafirhane), kervansaray, sıbyan mektebi, kütüphane, hankah (zaviya), türbe, imalathane, arasta (çarşı), han, su tesisatı, hamam, umumi tuvalet, meşruta binalar, kahveler, bayram ve pazar yeri, muvakkithanelerden (küçük rasathane) oluşuyordu.

Tüm bu özelliklere sahip olan imaretler padişahlar tarafından kurulmuş olanlardı. Diğerleri ise, bu birimlerin tamamını içermiyordu. İmaretlerin finansmanı vakıflar aracılığıyla oluyordu. Osmanlı sosyal hayatında vakıfların büyük rolü vardı. Sosyal yardımın, eğitim ve kültür hizmetlerinin büyük bölümü vakıflar aracılığı ile yapılıyordu. Vakıfların bu ölçüde yaygın olmasının nedenlerinden biri de, özel mülkiyetin garanti altında bulunmamasıydı. Özel mülkiyetini garanti altına almak isteyen zenginler, mallarını vakfediyor ve yönetimini (ve gelirin bir bölümünü) aile bireylerine bırakıyorlardı. Böylece, hem sosyal yardımda bulunuyor, hem de mülklerini kuşaklar boyunca garanti altına almış oluyorlardı. Kuruluşundan 1850'li yıllara kadar Osmanlı devletinde bir belediye örgütlenmesi yoktu. Devletin görmesi gereken belediye hizmetleri vakıflar aracılığıyla görülüyordu. Bunlar arasında su işleri, temizlik ve aydınlatma işleri, parklar ve bahçeler, mezarlıklar, yol ve altyapı hizmetleri, halk sağlığını koruyucu çalışmalar olarak sayılabilir. Bu tip hizmetler için halktan vergi toplanmaması, devletin bu işler için para harcamaması ve hizmetlerin halka parasız olarak sunulması olumlu yanlar olarak sayılabilir. Geleneksel dönem boyunca bu hizmetlerin yürütülmesinde büyük sorunlar yaşanmadı.

Ancak geleneksel yapının bozulmaya başladığı 16. yüzyıl sonrasında, toprak sisteminin bozulması, vakıf gelirlerinin azalması ve özellikle 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı ekonomik sisteminde görülen büyük çöküntü (Sanayi devrimi sonrasında Osmanlı'nın hammadde ve pazar kaynağı haline gelmesi, el sanatlarına dayalı geleneksel ekonominin çöküşü (ve vakıfların buna paralel gelir kaybına uğraması) vakıf hizmetlerinin sağlıklı bir şekilde görülmesini engelledi4. Belediye hizmetlerinin görülmesinde kadıların büyük bir rolü vardı. Bunların başında esnaf ile ilgili konular gelmekteydi. Esnafı kadılar karşısında meslek örgütü olan loncalar temsil ederdi. Kadıların esnafla ilgili en önemli işi narh meselesiydi. Devlet, fiyatların artmasını kontrol altında tutarak tebaasını korumak istiyordu. Kadının belediye işlerini görebilmesi için idari işlerde ve zabıta alanında yardımcıları vardı.

19. yüzyılda devleti yeniden yapılandırma ve merkeziyetçiliği güçlendirme politikaları çerçevesinde, belediye örgütlenmesinin de Batılı tarzda ortaya çıkışı 19. yüzyıla rastlar. Bu, geleneksel örgütlenmesinin yerini modern örgütlenmenin almaya başladığı bir dönemdir. Osmanlı Devleti'nde belediyecilik anlayışı, Avrupa kentleri ile olan ilişkiler sonucu 19. yüzyılın ikinci yarsında, ilk olarak İstanbul'da "Şehremaneti*' unvanıyla bir memuriyet ve "Şehir MeclisF adıyla bir meclisin kurulmasıyla başlamıştır. İstanbul'da başlayan belediyecilik, 1867'de "Vilayatta Devair-i Belediye Meclislerinin Vezaif-i Umumiyesi Hakkında" başlığı altında çıkarılan kanunla başlıca büyük kentlerde

 

uygulama alanı buluyordu . Bu kanunla vali ve mutasarrıfın görevlendireceği bir başkan (reis) ile altı azadan oluşacak bir "Belediye Meclisi" oluşturuluyordu. Ayrıca kent merkezindeki mühendis ve hükümet tabibi, meclisin müşavir azaları idiler. Belediye meclisi azalığına seçilmek için aranan şartlar diğer kurulların azalarmkiyle benzerdi. O yerin mutebârmdan olmak şarttı. 1871 Tarihli Vilayet Nizamnamesi seçim şartlarını daha ayrıntılı biçimde belirlemektedir. Azaların seçimlerinde uygulanan yöntem, vilayet, liva, kaza idare meclisleri azalarının seçilmelerine de uygulanan yönteme benzemektedir. 30 yaşını geçmemiş, Türkçe okuryazar olmak ve vilayet ile liva merkezlerinde yılda en az 500 kuruş, kaza merkezlerinde ise 150 kuruş vergi vermiş olmak, azalık için aranan şartlardır. Azalar 2 yılda bir seçimle değişirlerdi. Bu meclislerde Müslümanlar ile gayrimüslimlerin eşit oranda temsil edilmeleri öngörülüyordu  . Belediye meclisleri ile ilgili zaman zaman küçük değişiklikler yapılsa da  konumu açısından çok fazla önemli olmadıklarından bunlara değinmeyeceğiz.

Mardin'de belediye örgütü muhtemelen 1867 kanununun hemen ardından oluşturulmuştur. 1869 tarihli ilk Diyarbekir Salnamesinde Mardin'de belediyeye rastlamaktayız.

1869-1871 arası Daire-i Belediye Meclisi'nde bulunan 5 azadan ikisi gayrimüslimdir. Hanna Hidaye Efendi ve Hanna Nuri Efendi isimli bu azalarda Hana Hadaye Süryani Protestan iken Hanna Nuri de muhtemelen Süryani'dir. 1872'de altı azadan Karabet Efendi ve Melkon Efendi gayrimüslim iken, İlyas Efendi'nin gayrimüslim olması muhtemeldir. 1873'te Hanna Karabet, Osan Amun, İlyas Kıs mecliste bulunan 3 gayrimüslim azadır. 1874'te 6 azadan Hanna Karabet Efendi, Mihail Efendi, İlyas Efendi yer alırken; 1875 ve 1876'da İlya Efendi, Yahya Efendi ve İlyas Efendi muhtemelen gayrimüslimdir. 1877'de isimlerden bir ayrım yapmak mümkün görünmüyor. 1882'de Rafael Efendi, İlyas Efendi gayrimüslim iken, diğer azalar arasında biri daha gayrimüslim olabilir. 1883'de Yusuf Bülbüli, İlyas Efendi gayrimüslimdir. 1884 ve 1890'da 5 azadan Hanna Efendi ve İlyas Efendi gayrimüslim aza olarak yer almaktadırlar. 1894, 1898, 1899 ve 1900'de isimlerden gayrimüslimleri ayırmak mümkün olmamaktadır.

Mardin'de belediye meclislerinde müşavir aza olarak bulunan Şehii tabipleri de 1898 tarihine kadar gayrimüslimdirler. Bu tarihten sonra ordu içinden yüzbaşı tabipler bunların yerini alacaktır.

Mardin'in kazalarında belediye ilk kez 1873 yılında teşkil ediliyordu. Bu tarihte Midyat'ta gayrimüslim aza bulunmazken, Cizre'de 5 azadan 4'ü gayrimüslimdir. Bu 4 gayrimüslim azadan 2'si Şemmas unvanlı Süryani iken diğer ikisinin isimleri Hamatori Ağa ve Cercis Toma'dır. Bu tarihte Avine Kazasında henüz belediye teşkil olunmamıştır. 1874,1875 ve 1877'de Midyat'ta 4 aza arasında isimlere göre bir ayrım yapmak mümkün olmamaktadır. 1874'te Cizre'de 4 gayrimüslim azadan 3'ü bir önceki yıl da aza olan Hamatori Ağa ile Şemmas İsa ve Şemmas Patris isimli Süryanilerdir. 1875 ve 1876'da Cizre'de 4 azadan ikisi gayrimüslimdir. Bu gayrimüslim azalar önceki yıllarda da azalık yapan iki Şemmastır. 1877'de Cizre'de 4 azadan üçü Hanatori ve Şemmas Patris, Şemmas İsa isimli Süryanilerdir. 1882'de Cizre'de 4 azadan ikisi Anton Efendi ve İshak Efendi isimli gayrimüslimlerdir. Midyat'ta 4 azadan biri Hanna isimli bir Süryanidir. 1883 ve 1884'te Cizre'de 4 azalıktan biri münhal iken, biri Müslüman ikisi ise gayrimüslimdir. 1884'te isimlerden bir değerlendirme yapmak mümkün olmamaktadır. Aynı yıl Midyat'ta 4 azadan ikisi Hanna ve Cercis isimli gayrimüslimlerdir.

1890 Salnamesinde hiç bir kazanın belediye meclis azalarının isimleri verilmemiştir. 1894'te Cizre'de gayrimüslim aza yok. Nusaybin'de 5 azadan ikisi muhtemelen gayrimüslimdir. Midyat'ta 5 azadan 4'ü gayrimüslim gibi görünmektedir. Bu azaların isimleri şöyledir: Melki Şemmas Cercis Ağa, İsa Körpe Ağa, Cercis Kıs Ağa, Körpe Şemon Ağa. 1898, 1899 ve 1900'de Cizre'de azaların ikisi de Müslüman'dır. Aynı tarihlerde Midyat'ta ise 4 azadan sadece biri gayrimüslimdir. Bu azanın da hangi milletten olduğu anlaşılamamaktadır .

 

 Dr.Hüseyin Haşimi GÜNEŞ

 

Dicle Üniversitesi Mardin MYO İktisadi ve İdari Programlar Bölüm Başkanı.

 


''O ßir MardinLee.''