ForumZero

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Zero

Sayfa: [1] 2 ... 89
1
Mizah / Sene 1900 çift Sifir:))))
« : 09 Nisan 2011, 14:02:58 »
Sene bin dokuzyüz çift sıfır

Baban bilmez ama deden bilir

Salı günü cuma namazından çıktık

Çölde kar diz boyu

At üzerinde yaya harp ediyoruz

Karşıma düşman askeri çıktı

Çektim kılıcımı iki el ateş ettim

Düşmanı bacağından vurdum

Benim kolumu alçıya aldılar

Son sürat hastahaneye gidiyoruz

Arabada damla desen benzin yok

O zamanda elektrik desen hiç yok

Mum ışığında televizyon izliyoruz

İşte böyle bir anı geçti başımdan


2
Php / Php (Personal Home Page) Nedir ?
« : 09 Nisan 2011, 11:44:38 »
Tarihçe:
PHP, ilk olarak 1990’lı yılların ortalarında Rasmus Lerdorf tarafından geliştirilmeye başlanmıştır. Lerdorf’un amacı kişisel bilgilerini internet üzerinden yayınlamaktı. O tarihteki teknolojide, günümüzdeki gibi gelişmiş web tasarım yazılımlarının bulunmamasından dolayı , kişisel web sayfası yapmak çok daha zordu. Buradan yola çıkarak, kişisel web sayfası yapmak için bir yazılım hazırladı ve adına Personal Home Page (PHP) adını verdi. PHP, Perl dili üzerine kurulu bir dil olarak geliştirilmeye başlanmıştır. PHP’ nin çok tutulması üzerine web tasarımcılarının çok ihtiyacı olan, yani form yoluyla ziyaretçiden gelen bilgileri işlemeyi sağlayan eklemeler yapılarak adına PHP/FI (Form Interpreter) adını aldı. Kimileri tarafından programın bu versiyonu PHP2 olarak adlandırıldı. 1995 yılının ortalarında PHP Lerdorf’un kurmuş olduğu bir grup tarafından daha da geliştirildi. Bu sefer Perl dilindeki fonksiyonlardan tamamen arındırılmış ve Object Oriented (Nesneye Dayalı) bir dil haline getirildi.

Günümüzde PHP4 versiyonu geliştirilmiş durumdadır. PHP dili Linux gibi Açık Kaynak Kodlu bir dildir ve ücretsiz olarak dağıtılmaktadır ve geliştirilmektedir. Linux, Unix, Windows tabanlı işletim sistemlerinde çalışabilen versiyonları mevcuttur.

PHP Nedir ?
PHP bir script dilidir ve PHP ile yazılan kodlar bir editörde yazılıp PHP veya (kullanılan sürüme göre) PHP, PHP3 gibi uzantılı dosya olarak kaydedilir. PHP ile yazılan dosyalar derlenmezler (compile edilmezler). Sadece Web Server’da bu dilde yazılmış scriptleri yorumlayabilecek bir PHP yorumlayıcı program mevcuttur. Bu yorumlayıcı yazılmış PHP scriptlerini Web Server’ ın anlayabileceği bir biçime dönüştürür ve yollar.

PHP ile yazılmış bir web sayfasına bağlandığınızda temel olarak aşağıdaki işlemler yapılmaktadır. - İstemci(Client) tarafından PHP dosyası bir tarayıcı (browser) ile çağrılır.

- Web Server(Web Sunucu) dosya uzantısından bu isteğin bir PHP dosyası olduğunu algılar ve PHP yorumlayıcıya yollar.
- PHP yorumlayıcısı ilgili dosya içindeki scriptleri çalıştırarak geriye döndürdüğü sonucu Web Server’ a tekrar gönderir.
- Web Server’ a ulaştırılan sonuç İstemci(Client) tarafına HTML dosya olarak yollanır.

PHP oyun programı yazmaya kadar bir çok amaca hitap edebilecek nitelikte bir dildir. Fakat konular içerisinde veritabanları üzerinde kayıt ekleme, silme, değiştirme, sorgulama işlemlerine yer verilecektir. Sonuç olarak PHP, HTML dilinin yapamadığı işlemleri yapabilmek, HTML olarak daha işlevsel sayfalar yapabilmek, Web Server’a bir takım işler yaptırmak gibi yararlar sağlayan bir programlama dilidir diyebiliriz.

PHP Gereksinimleri
PHP kullanabilmeniz için bazı yazılımlara ihtiyacınız vardır. Ders içerisinde PHP dilinin Windows tabanlı işletim sistemlerinde kullanılması anlatılacaktır. Bu yüzden gerekli yazılımların Windows tabanlı işletim sistemlerine nasıl kurulacağından ve çalıştırılacağından bahsedilecektir.


- Windows’un bilgisayarınıza kurulu olduğunu varsayıyoruz.
- Web Server : Web Server yapmış olduğunuz web sayfalarının internette gösterilebilmesini sağlayan bir yazılımdır. IIS, Apache, Xitami gibi birçok Web Server programı mevcuttur. Fakat biz Apache Server kullanacağız.
- PHP4 : İlk başta bahsedildiği gibi PHP scriptlerinizin yorumlanabilmesi ve Web Server tarafından anlaşılabilmesi için, bir PHP yorumlayıcı programa ihtiyacınız olacaktır. PHP4 bu yorumlama işini yapacak programın adıdır.
- Veritabanı : PHP dilini bir veritabanına kayıt ekleme, çıkarma, düzeltme ve sorgulama gibi işlemlerde kullanacağımızdan bir veritabanına ihtiyacımız olacaktır. Veritabanı olarak Progress derslerinde görmüş olduğunuz Progress veritabanını kullanacağız.
- ODBC Driver : ODBC (Open Database Connectivity) bir veritabanına başka bir uygulamadan bağlanmayı sağlar. Her veritabanının kendine özel bir ODBC Driver’ ı mevcuttur. Bu yüzden Progress veritabanına bağlanmamızı sağlayacak bir ODBC Driver’ ına sahip olmamız gerekir.

Not:Güvenlik önlemleri alındıktan sonra hacklenme olayı başınıza gelmez.

Linkler Gizlendi Üye Ol Vede Giriş Yap !

3
Php / Php Giriş
« : 09 Nisan 2011, 11:44:16 »
Php Giriş
Bu Dersimizde PHP'ye kısaca bir giriş yapacağız çok basit bir ders herkesin rahat anlayabileceğini düşünerekten hemen derse geçmelim
Her Yerde Gördüğünüz Gibi php ile merhaba dünya diye ekrana yazdırmak istiyoruz
Kod: [Seç]
<?php
//  merhaba dünya diyelim
echo "Merhaba Dünya :D";
?>

bunu '' tek tırnak ilede yapabiliriz tek tırnağı kullanmanızı öneririm.

Linkler Gizlendi Üye Ol Vede Giriş Yap !

4
Php / Php Matematikte 4 İşlem
« : 09 Nisan 2011, 11:39:39 »
PHP ile 4 işlemi işleyeceğiz Bu Ders Fazla zorlamayacak tipten bir ders olacak. elimden gelince basit anlatmaya çalışacağım :d artık ne kadar basit olursa orası size kalmış neyse derse geçelim.
Kod: [Seç]
<?php
// 5+5 toplama işlemini yapalım
echo 5+5// çıktısı 10
?>
gördüğünüz gibi bundan daha basit olacağına inanmıyorum değişkene atayıp kafanızı karıştırmak istemedim

2.Çıkarma İşlemi
Kod: [Seç]
<?php
// 5/5 .Çıkarma işlemini yapalım
echo 5/5// çıktısı 0
?>

3.Çarpma İşlemi
Kod: [Seç]
<?php
// 5/5 .Çarpma işlemini yapalım
echo 5*5// çıktısı 25
?>


4.Bölme İşlemi
Kod: [Seç]
<?php
// 5/5 .Bölme işlemini yapalım
echo 5/5// çıktısı 1
?>

evet bu derste bu kadar basit olmuştur inş. anlamışsınızdır. başka bir derste görüşmek üzere.

Linkler Gizlendi Üye Ol Vede Giriş Yap !

5
Metin2 Private Server Kurulumu / Metin2 Freebsd Kurulumu
« : 06 Nisan 2011, 00:00:44 »

Ön Bilgi



Metin 2 FreeBSD Kurulumunu Yapabilmemiz İçin Öncelikle Bir VPS-VDS yada Dedicated Makinaya Sahip Olmamız Gerek..Sahip Olmakla Yetmiyor.Bu Makinalara FreeBSD 7.2 veya 7.1 Sürümünü Kurdurmamız Gerekiyor.Siz Makinayı Alırken Söyleyin Aldığınız Firma Size Kuracaktır.



Kurulum





Arkadaşlar Öncelikle Putty'e Girip İp mizi Yapıp Login Oluyoruz..
Daha Sonra
  • cd /usr
  • portsnap fetch extract
Bunları Sırayla Yazıp Enterlayın Orada Bir Şeyler yükleyecek Bitene Kadar Bekleyin..
Bittiğinde Bu Adımları İzleyin..
  • cd /usr/ports/databases/mysql50-server/
  • make install WITH_XCHARSET=all clean
  • /usr/local/bin/mysql_install_db
  • chown -R mysql /var/db/mysql/
  • chgrp -R mysql /var/db/mysql/
  • /usr/local/bin/mysqld_safe –user=mysql &
Mysql Yüklenmesi Size Bayağı Uğraştırır ama Sabredin..Bitirdikten sonra Putty Kapatıp Tekrar ip nizi yazıp login Olun..
Daha Sonra Navicat Şifrenizi Deiştirmek İçin
  • /usr/local/bin/mysqladmin -u root password YENİŞİFRE
Bunu Uygulayın..YENİŞİFRE Yazan yer Sizin Navicat Şifreniz Olacak..

Daha Sonra
  • ee /etc/rc.conf
Yazıp Entere Bastıktan Sonra Bir Şey Çıkacak..Biz En Alta İniyoruz..
Daha sonra
  • mysql_enable="YES"
yazıp sonra esc basin 1 kere sonra 2 kere enter basın
Bunuda yaptıktan sonra
  • mysql -p
yazdıktan sonra sifre sorucak az önce navicat sifresi olarak belirlediginizi yazin

Aşağıdaki Adımları Eksiksiz Yazıp Enterlayın Lütfen..
  • GRANT ALL PRIVILEGES ON *.* TO 'root'@'%'
  • IDENTIFIED BY 'navicat sifresi yaz' WITH GRANT OPTION;
  • GRANT ALL PRIVILEGES ON *.* TO root@"%" IDENTIFIED BY "ŞIFREN";
  • GRANT ALL PRIVILEGES ON *.* TO 'mt2'@'localhost' IDENTIFIED BY 'mt2!@#';
  • flush privileges;
  • quit
  • /usr/local/etc/rc.d/mysql-server restart
Buraya Kadar Eksiksiz Yaptıysanız Başarıyla Mysql Kurmuşsunuz Demektir

Şimdi Metin 2 Oyun Dosyalarını İndiricez..

Aynı Şekilde Aşağıdaki Adımları Eksiksiz Yapın..
Dosyaları İndirdikten sonra..
  • tar zxvf game0901.tar.gz
Yazıp Enterlayın..Ve Başarıyla Oyun Dosyalarını Usr Klasörüne Çıkarttık

Şimdi Lib Dosyalarını Atacağız..Lib Dosyasını Linkler Gizlendi Üye Ol Vede Giriş Yap !

Şimdi Filezillayı İndirin..Filezillaya İlk Kutucuga "sftp://MAKİNANIZIN İP ADRESİ"
İkinci Kutucuga "root" yazın
Üçüncü Kutucuga Root "Şifrenizi" Yazın ve Girin..
Ana Dizinde "Lib" Klasörü var.İndirmiş Oldugunuz Lib Klasörünün İçinde 5 Tane Dosya Var..Onları Ana Dizindeki "Lib" Klasörünün İçine Atın..
Sonra Üstten "/root" lu yazıyı silip "/usr" yazıyoruz..Orada da Lib Klasörü Var..Orayada Aynı Dosyaları Atıyoruz..Bu İşlemi Tamamladıktan Sonra..
Mysql Dosyalarını Atacağız..
Gene Filezilladan "/var/db/mysql" Dizinine Gidiyoruz..Bu Dizine Gitmek İçin Üstteki Az Önce /usr yazdıgımız Yere /var/db/mysql Yazıyoruz..
Sonra Bu Dosyaları Linkler Gizlendi Üye Ol Vede Giriş Yap !

İndirmiş Olduğunuz Mysql Dosyalarından Sadece
  • account
  • common
  • log
  • hotbackup
  • metin2_runup
  • player
Sadece bu Klasörleri Alıp.."var/db/mysql" Dizinin İçine Atıyoruz..

Şimdide Dosya İzinlerini Ayarlayacağız..
Putty'e Gelip..Şu Adımları Uyguluyoruz..
  • chmod -R 777 lib
  • chmod -R 777 /usr/lib
  • chmod -R 777 /usr/game
  • chmod -R 777 /var/db/mysql
Kurulum Başarıyla Bitmiştir..  Putty'i Kapatıp..Tekrar Açıp Login Olalım.
Ve Oyunu Açmak İçin Şu Adımları İzleyiniz..
  • cd /usr/game
  • sh start.sh
Yazıp Enterladıktan Sonra..Oyunu Açmış Oluyorsunuz..

6
Webmaster Forumu / Ask.com Sitemap Göndermek
« : 16 Mart 2011, 19:04:42 »
Ask.com eskisi kadar aktif olmasada sitemap eklemenin faydaları her zaman vardır. Ask.com’ a sitemap yeni eklememe rağmen yirmiye yakın ziyaretçi gelmiş bulunmakta. Az bir sayı denemez hemde bu kadar kısa zamanda. Denemenizde yarar var. Zor da değil üstelik. Üyelik gerekitrmez.

Ask.com a sitemap eklemek için aşağıdaki internet adresini kullanıyoruz.
Linkler Gizlendi Üye Ol Vede Giriş Yap !

sitemap ibaresinden sonraki alanı kendi sitemap yolunuzla değiştirin ve tarayıcınızın adres kısmına yazıp enter leyin.

İşte hepsi bu kadar…

7
Php / Klasördeki resimleri gösterme ve sayfalama
« : 09 Mart 2011, 23:02:16 »
Kod: [Seç]
< table width="410" height="710" bgcolor="#000000"  border="0" cellspacing="8" cellpadding="8" align="center">

< table width="400" height="700" bgcolor="#f4f4f4"  border="0" cellspacing="8" cellpadding="8" align="center">
< td>
< center>
< ?php
# Resimleri cek
$dizin = "resim dizini(resim dosyası)";//Resminizin Bulunduğu Yolu Yazınız
$tutucu = opendir($dizin);
while($dosya = readdir($tutucu)){
if(is_file($dizin."/".$dosya))
$resim[] = $dosya;
}
closedir($tutucu);

# Ön bilgiler
$limit = 21; //Bir sayfada gösterilecek resim sayısı
$sf = $_GET["sf"];
if($sf < 1) $sf = 1;
$toplam = count($resim);

# Bu bilgiler doğrultusunda
$kactan = ($sf-1) * $limit;
$kaca = ($kactan+$limit);
if($kaca > $toplam) $kaca = $toplam;

# $kactan başlayıp $kaca kadar resim bas
for($i=$kactan; $i < $kaca; $i++){
echo "
< a href='".$dizin."/".$resim[$i]."' target='_blank'>
< img onContextMenu='return false' src='".$dizin."/".$resim[$i]."' width='100' height='100' border='0'>< /a>n";
}
echo" < /br>< /br>< /br>";
# Birden başlayıp sayfa sayısı kadar link bas
for($i=1; $i < $toplam / $limit; $i++){
if($sf == $i)
echo "$in"; else
echo "< a href='resim.php?sf=$i'>$i< /a>n";
}
?>
< /center>< tr>< /td>< /tr>< /table>
< tr>< /td>< /tr>< /table>
----
Not:
------------------------------

Kod: [Seç]
onContextMenu='return false'
bu kod resminizin kopyalanmasını engeller.
Dilerseniz kaldırabilirsiniz

-------------------------------


Kod: [Seç]
< a href='".$dizin."/".$resim[$i]."' target='_blank'>< /a>

8
Fizik / Verimlilik Nedir
« : 06 Mart 2011, 19:19:20 »
Verimlilik üretim sistemlerinin performans değerlendirmesinde sıkça kullanılan bir ölçüdür. Diğer bir deyişle üretime soktuğumuz kaynaklar bize ne kadarlık ürün sağlıyorlar. Elde edilen ürün bizim için yeterlimi, daha az maliyetle daha fazlasını üretebilir miyiz. İşte bütün bunları gösteren bir kriterdir verimlilik.

Başka bir tanıma göre ise verimlilik çağdaş dünyanın ekonomik sorunlarını çözümleyecek anahtar kavramlardan biri olarak da belirtilebilir. Gerçekten de verimlilik, günümüzde kalkınmanın, kalkınmış ülke ya da toplum olmanın en şaşmaz ölçütlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda verimlilik, kalkınmanın itici gücüdür. Ulusal ekonominin bir sektöründeki verimlilik artışları, başka kesimleri de harekete geçirici bir rol oynayabilmektedir.

Mesela  sermaye yoğun mal sektöründeki bir gelişme tarım sektörünü de geliştirecektir.  Şöyle ki tarımda emeğin yerini makineler almaya başlamakta ve üretim artık daha çabuk ve daha verimli olmaktadır.

En genel anlatımıyla, üretim sürecine sokulan çeşitli faktörlerle(girdiler) bu sürecin sonunda elde edilen ürünler (çıktılar) arasındaki ilişkiyi ifade eden verimlilik, savurganlıktan uzak, kaynakları en iyi biçimde değerlendirerek üretmek demektir.

Bundan dolayı teknik anlamda verimlilik, "üretilen mal ve hizmet miktarı ile bu mal ve hizmet miktarının üretilmesinde kullanılan girdiler arasındaki oran" olarak tanımlanır ve genellikle bu ölçü, çıktı/girdi olarak formüle edilir.  Bu çok basit ve klasik bir yöntem olup buna katma değeri de eklemek daha sağlıklı sonuç almamızı sağlayacaktır.
 
Verimlilik Çeşitleri
Kısmi Verimlilik

Üretim faaliyeti sonunda elde edilen çıktının bu üretimde kullanılan girdilerden herhangi birine oranlanmasıyla kısmi verimlilik hesaplanmaktadır. Verimlilik analizine konu olan girdilerin emek, arazi, sermaye verimliliği ve arazi verimliliği olarak adlandırılmaktadır. Toplam çıktı miktarı net veya brüt olarak anılır ve herhangi bir üretim faktörü ile ilişkilendirildikten sonra elde edilen kısmi verimlilik oranı net veya brüt olarak bir anlam ifade eder.

Kısmi verimlilik, zaman içerisinde çıktı ünitesi başına belirli girdilerde meydana gelen tasarrufları ölçer. Buna göre zamanla çıktı miktarı başına belirli girdiler kullanılmak suretiyle elde edilen tasarruflar ölçülebilmektedir. Ancak kısmi verimlilik hesaplarında faktör  paylarından sağlanan ölçülmekle beraber, belirli bir üretim faaliyeti sonucu ortaya çıkan verimliliğin ölçüsü değildir. Çünkü kısmi verimlilik katsayıları faktör ikamelerinden ve genel verimlilik oranının kısmi verimlilik ölçüsü olarak kabul edilebilmesi için söz konusu girdinin toplam girdi miktarındaki payın büyük olmaması gerekmektedir. Örneğin, bir üretim faaliyetinde emek verimliliğinin ölçülebilmesi, emek girdisinin diğer girdilere göre nispi oranının daha büyük olması, diğer girdilerin ise sabit kalmasıyla mümkün ve anlamlı olur.

Verimliliğin hesaplanmasında üretim faktörleri için gerekli  olan bilginin yetersizliği verimlilik ölçümlerini zorlaştırmaktadır. Bundan dolayı, üretim faktörlerinin tümü için bir verimlilik oranının hesaplanabilmesi zor olmaktadır.

Toplam Faktör Verimliliği

Bir üretim faaliyeti sonucu elde edilen çıktının bu üretim faaliyetlerinde kullanılan girdilere bölünmesiyle hesaplanan verimlilik türüdür. Toplam Faktör verimliliği üretimde kullanılan tüm kaynakların etkinlik derecelerini ölçmektedir.

Üretimde kullanılan kaynakların birinin önemli olması yanında, diğerlerinin de aynı derecede önem taşımaları ve bu kaynaklarda değişmelerin meydana gelmesi verimliliği tek bir faktöre göre değil de tüm faktörlere göre ölçmek mümkün olmakla beraber, genel verimlilik düzeyi hakkında da bir fikir verebilmektedir.

Özellikle, gelişmekte olan ülkelerde üretim faaliyetlerinde kullanılan girdilerin yetersizliği ve faktör bileşimindeki dengesizlik, söz konusu faktörlerin verimliliğe esas alınacak bilgilerin de eksik olmasına neden olmaktadır. Bu bakımdan gelişmekte olan ülkelerde toplam faktör verimliliği yerine genellikle kısmi verimlilik hesaplamaları tercih edilmektedir.

Verimlilik Artışı

İşçilere daha çok ücret, işverenlere daha çok kar, devlete daha çok vergi sağlamanın havuzunu oluşturan verimlilik, iç ve dış pazarlarda rekabet eden bir işletmenin kalite, sonrası hizmetler ve imaj gibi kozları arasında seçkin bir yer tutar. Bir işletme, ürettiği mallara yönelik talebi sürekli kılabilmek ve böylece pazarlarda tutunabilmek için ürün fiyatını düşük tutmak, ürün kalitesini yükseltmek, satış sonrasında sunduğu hizmetleri geliştirmek ve imaj yaratmak için olduğu kadar, verimlilik düzeyini yükseltmek için de savaş vermek durumundadır.

Bu yüzden firmalar verimliliği artırma yönünde çalışmalara yönelmektedirler. Yapılan yönetim kurulu toplantılarında verimlilikle ilgili önemli kararlar almaktadırlar. Onlarda bilmektedirler ki, daha fazla satış yapıp, daha çok kâr etmenin en önemli yollarından biride verimlilikten geçmektedir.

Verimliliği yükseltmek demek, eldeki emek, sermaye ve toprak gibi üretim faktörlerinden eskisine göre daha çok ürün elde etmek demektir. Verimlilik artışları bireylerin yaşam koşullarını derinden etkilemektedir. Genel olarak toplumu oluşturan bireylerden hiç birinin gelirini azaltmadan en azından bir kişinin gelirini yükseltebilmek yalnızca verimlilik artışlarına bağlıdır. Öte yandan verimlilik artışları geniş kuşaklara daha uzun süreli eğitim sunabilme olanağını sağlayan temel kaynaktır da. Yetişkinler, kendilerini yaşatacak düzeyin çok üstünde bir üretim düzeyini başardıklarında genç kuşakları yaşatmanın ötesine geçerek onlara daha uzun süreli bir eğitim fırsatı da sunmuş olurlar. Çalışma dönemlerini noktalayıp emeklilik dönemine adım atmış insanların gönenç düzeylerindeki yükselişler de ancak verimlilik artışlarıyla kalıcı bir biçimde temellen dirilebilir. Ve bütün bunlar ölçüsünde önemli olan bir konu da şudur: Dinlenebilmek ve kendilerini geliştirebilmek işin boş zamana en çok gereksinim duyan yetişkinlere, istediklerini verecek temel kaynağı da verimlilik artışlarından başka yerlerde aramamak gerekir.

O zaman gelişimin tamamlamış çağdaş medeniyetler seviyesine çıkabilmek içinde verimliliğin artırılması önem taşımaktadır. Şöyle ki bir ülke düşünün verimliliği düşük olsun. Mesela diyelim ki sanayi yoğun mal üretiminde yeterli verimliliğe ulaşamamış olsun. Yani on tane kaynağı üretime sokmasına rağmen dokuz tane ürün elde etmiş olsun. Bu durumda giderek daha çok üretim faktörü kullanarak her seferinde daha az ürün elde edecektir. Buda ülke kaynaklarının israfına neden olacaktır. Çünkü gelişimini tamamlamış, verimlilik artışıyla ilgili kriterlere daha çok önem veren toplumlar daha az kaynakla daha fazla ürün elde edebilmektedirler. Yeterli verimliliği sağlayamayan ülkenin ekonomisi devamlı bir düşüş gösterecek sonuçta krizlerle boğuşmak zorunda kalacaktır. Sonrada bazı ülkeler gibi (mesela Türkiye) uluslararası kredi sağlayan kuruluşlara bağımlı kalacaktır. 

Verimliliğin Ölçülmesi

Tek bir girdi kullanan ve bununla da yalnızca tek bir mal üretilen bir işletmede girdiyi, çıktıyı, dolayısıyla da girdi başına çıktı olarak tanımlanan verimliliği ölçmekte bir zorluk yoktur. Yapılacak iş, topu topu çıktıyı girdiye bölmektir. Çünkü verimlilik, fiziksel büyüklükleriyle ölçülen girdilerin gene fiziksel büyüklükleriyle ölçülen çıktıları ne ölçüde oluşturabildiğini yansıtan bir göstergedir. Girdileri ve çıktıları fiziksel olarak ölçmenin sorun olmadığı bir yerde, verimliliği ölçmek de sorun olmaz. Girdi ve çıktı türlerinin çoğaldığı durumlarda ise büyük bir sorunla yüz yüze gelinmektedir:

Türdeş nitelikte olan girdiler ve çıktılar toplanabilirken biri başka, öbürü başka niteliklerde olan girdiler nasıl toplanabilir?

Burada baş gösteren zorluklardan birincisi girdilerin, ikincisi de çıktıları ölçümü konusundadır. Acaba on usta ile on mühendis ya da on kilogram şeker ile on kilogram küspe nasıl toplanabilir?

Girdiler ve çıktılar, ancak içerdikleri ortak varlık bakımından toplanabilir. Elma ile armut toplanamazsa da içerdikleri ortak varlık olan ağırlık bakımından toplanabilir. Bu bağlamda, girdiler içerdikleri ortak varlık olan maliyet bakımından, çıktılar ise yine içerdikleri ortak varlık olan değer bakımından toplanabilir. İşte verimlilik ölçümlerinde yapılan işlem de budur.

Solow Büyüme Modeli ve Solow Artığı

Toplam Faktör Verimliliği (TFP) verimlilik artışı ile ilgili araştırmalarda sıkça karşılaşılan bir kavramdır. Verimlilik ölçümü yapan birçok kişi ve kuruluşlar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır.

Bu tarz yaklaşıma göre teknolojinin gelişmesinden kaynaklanan ekonomik büyüme çok azdır veya yoktur. Yani bir ülkenin büyümesi ve gelişmesi demek teknolojinin de ilerlediği anlamına gelmemektedir. Teknoloji sadece hayatı biraz daha kolaylaştıran bir alettir. Dolayısıyla ekonomiye etkisi ne kadar olabilir ki gibi bir soru çıkıyor karşımıza.

Bu yaklaşıma göre üretimde sadece iki üretim faktörü kullanılmaktadır. Bunlar sermaye (K)  ve emek (L) dir. İşte bu iki faktör en uygun şekilde tam rekabet piyasasında kullanılırsa o zaman piyasada işsizlik ve eksik istihdam olmayacaktır. Eğer ekonomide bir dengesizlik söz konusu ise daha çok emek (L) ve sermaye (K) istihdam edilerek tekrar denge durumuna gelmek mümkün olacaktır.

Neoklasiklerin görüşünden yola çıkan Solow bir çalışmasında ABD deki büyümenin nedenlerini incelerken K ve L’nin artış miktarını hesaplamış ve üretimdeki artışın bunlardan daha çok olduğunu saptamıştır. Bunun sonucunda Solow uzun dönem büyümenin kaynağının teknolojik ilerleme olduğu kanısına varmıştı. O’na göre büyümenin önemli bir kısmı teknolojik ilerlemeden, geri kalan kısmı ise sermaye yoğunluğundaki artıştan kaynaklanıyordu.

Solow artığına karşı eleştirilerde olmaktaydı. Bunlardan en önemlisi ise bu tarz büyümenin sadece teknolojik ilerlemeden kaynaklanıyor olmasıydı. Bunun yanında emek ve sermaye miktarındaki artışından kaynaklanan büyümede olsaydı daha uygun olacaktı.

9
Sanat / Tayfun Uzun
« : 06 Mart 2011, 12:22:11 »

22.01.1981 ESSEN / ALMANYA DOĞUMLU Linkler Gizlendi Üye Ol Vede Giriş Yap ! , 1985 YILINDA AİLESİNİN TÜRKİYE YE YAPMIŞ OLDUGU KESİN DÖNÜŞ İLE İZMİR'E YERLEŞMİŞTİR. İLK,ORTA,LİSE VE ÜNİVERSİTE ÖĞRENİMİNİ DE İZMİR DE TAMAMLAMIŞTIR… ORTA OKUL YILLARINDA HALK OYUNLARINA OLAN MERAKI İLE ÇEŞİTLİ MERKEZLERDE ÇALIŞMALARA KATILIP DAHA SONRA EĞİTMENLİKLE ÜYELİĞİNE DEVAM ETMİŞTİR.. 1998 YILINDA GİRMİŞ OLDUGU ÜNİVERSİTE SINAVINDA BÖLÜM OLARAK KONSERVATUVARI TERCİH EDİP BAŞARI GÖSTERMİŞ VE EGE ÜNİVERSİTESİ DEVLET TÜRK MUSIKİSİ KONSERVATUVARINDA PROFESYONEL MÜZİK YAŞANTISINA BAŞLAMIŞTIR... BUNUN DIŞINDA BİR ÇOK OKUL VE KURUMDA HALK OYUNLARI EĞİTMENLİĞİNEDE DEVAM ETMİŞTİR 2000 YILINDA ÇALIŞTIRDIGI HALK OYUNLARI TOPLULUĞU İLE FRANSADA DÜZENLENEN ULUSLAR ARASI HALK OYUNLARI FESTİVALİNE KATILMIŞ, ÜLKEMİZİ BAŞARIYLA TEMSİL ETMİŞ; AVRUPANIN BİR ÇOK ÜLKESİNİ ZİYARET ETME ŞANSINI DA YAKALAMIŞTIR... (İTALYA ,FRANSA ,İSPANYA, AVUSTURYA,ALMANYA, YUNANİSTAN,MONTECARLO..) KONSERVATUVAR 3.SINIF ÖĞRENCİSİ OLDUGU DÖNEMDE İZMİR BALÇOVA HALK EĞİTİM MERKEZİ'NDE HALK OYUNLARI EĞİTMENLİĞİ BAĞLAMA EĞİTMENLİĞİ VE TÜRK HALK MÜZİĞİ KORO ŞEFLİĞİ YAPMIŞ ÇEŞİTLİ GÖSTERİLER VE KONSERLER VERMİŞTİR..
EĞİTİMİNİN YANISIRA AMATÖR OLARAK ÇALIŞTIĞI MÜZİK GRUBU OLAN GRUP ŞIKLEKEDE SOLİSTLİK YAPMAYA BAŞLAMIŞ ÇEŞİTLİ ŞEHİRLERDE HALK KONSERLERİ YANINDA YARDIM KONSERLERİNDEDE YER ALMIŞTIR...DAHA SONRA GRUP LAÇİNDENDE TANIDIGINIZ TEOMAN DALCI'NIN PRODÜKTÖRLÜĞÜ VE MENEJERLİĞİNDE PROFESYONELLEŞMENİN İLK ADIMLARI ATILIP BİR ALBÜM PROJESİNE BAŞLANMIŞTIR… ALBÜMÜN ARANJELERİNİ DÜNYACA ÜNLÜ AZİZA MUSTAFA ZADEH, ÜLKEMİZİNDE SAYGIN MÜZİSYENLERİ OLAN ONNO TUNÇ, GARO MAFYAN, FATİH ERKOÇ, SEZEN AKSU GİBİ İSİMLERLE ÇALIŞMIŞ ELESKER ABBASOV YAPMIŞTIR. BU ALBÜMLE İLGİLİ BİR KLİP ÇALIŞMASI YAPILMIŞ ÇEŞİTLİ MÜZİK KANALLARINDA YAYINLANMIŞ, BİR ÇOK TV KANALINDA PROMOSYON ÇALIŞMALARI YAPILMIŞTIR...

10
Millet, genel kabul gören anlamıyla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğudur. Milletin üzerinde yaşadığı toprak da vatan olarak adlandırılır. Vatan yalnızca üzerinde yaşanılan toprak parçası olarak algılanamaz; bir insanın hayatında sahip olduğu en önemli varlıklardan birisidir. Millet ve vatanın her insan için anlamı büyüktür.Bireyi güçlü kılan temel, ait olduğu milletin kültür birikimi, tarihi, geleneksel özellikleri gibi unsurlardır.Milletin devamlılığını sağlayan ana öğe de, vatanın bölünmez bütünlüğünün korunmasıdır. Türk Milleti'nin vatanına olan sevgisi ve bağlılığı tarihsel bir gerçektir ve milletimizi diğer milletler arasında üstün kılan en asil özelliklerden birisidir. Bununla birlikte her Türk, milletinin menfaatlerini kendi menfaatlerinden, milletinin geleceğini kendi geleceğinden üstün tutan bir anlayışa, derin bir millet sevgisine sahiptir. Türklerin, diğer tüm milletlere örnek olması gereken vatan ve millet sevgisi, bize şanlı tarihimizin en önemli miraslarından birisidir. Vatan ve millet sevgisi, çok asil sevgilerdir ve Türk Milleti için kutsal değerlerdir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Büyük Önder Atatürk de vatanseverliği ve milliyetperverliği ile tüm dünyaya ve Türk Milleti'ne örnek olmuş bir insandır. Son derece mütevazı bir kişiliğe sahip olan Atatürk, kendisinin sahip olduğu üstün özelliklerini hep milletinin kendisine kazandırdığı özellikler olarak görmüştür. Aynı şekilde kazanılan zaferleri ve elde edilen başarıları da hep milleti ile birlikte gerçekleştirdiğinin bilincinde olmuş, bunları daima milletine mal etmiştir. Konuşmalarında ve yazılarında bu noktanın altını önemle çizmiştir. "Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir" diyerek Türk olmaktan gurur duyduğunu ifade etmiştir. Atatürk, yaşamı boyunca vatan ve millet sevgisinin önemi üzerinde durmuş, Türk Milleti'ne duyduğu derin saygı ve sevgiyi önemle vurgulamıştır. "Ne mutlu Türküm diyene" sözü, kuşkusuz çok üstün bir sevginin simgesidir.

Atatürk, vatan ve millet sevgisinin üstünlüğü ile tanınan, bu sevgisi sayesinde tarihi başarılara imza atmış bir lider, büyük bir devlet adamı idi. Gerek Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanan büyük zaferlerin, gerekse bağımsızlığın kazanılmasının ardından ekonomide ve sosyal hayatta katedilen ilerlemelerin temel kaynağı Atamızın vatanına duyduğu derin sevgi ve milletine karşı hissettiği güçlü bağlılıktı. Koşullar ne kadar zor, durum ne kadar umutsuz gibi gözükse de, vatanı ve milleti için her zaman yapacak bir şeyi olduğuna inanan büyük bir insandı. Atatürk'ün hayatı incelendiğinde, tüm yaşamı boyunca en büyük amacının Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak olduğu ve bu yolda yapılan büyük mücadelenin de derin bir vatan ve millet sevgisinden ilham aldığı açıkça görülecektir. Gerçek sevgi ve bağlılık olmadan, böylesine büyük başarılar elde edilemeyeceği açıktır. Bir insan vatanını korumak ve kurtarmak için verdiği mücadelede hiçbir zorluktan yılmıyor, en içinden çıkılmaz gibi görünen durumlar karşısında dahi akılcı ve etkili çözümler üretebiliyor, zafere olan inancını ve azmini a sla kaybetmiyor ise, bu, uğrunda mücadele verdiği değerlere sarsılmaz bir bağlılık duyduğunun en önemli göstergesidir. Atatürk'ün ideali, bağımsız bir vatan üzerinde, güçlü bir milli birlik anlayışına sahip bir millet ortaya çıkarmak ve bu milletin hiçbir engel tanımadan çağdaşlaşma yolunda ilerlemesini sağlamaktır. Türk Milleti'nin çağdaş milletler seviyesine yükselmesi gerektiğine inanan, bu düzeye çıkma hakkına sahip bir millet olduğu gerçeğini tam anlamı ile kavramış olan Atatürk, vatan ve millet sevgisi sayesinde, kimsenin düşünemeyeceği, düşünse bile gerçekleştirmesinin mümkün olamayacağı bir başarı kazanmıştır.



"Türklerin vatan sevgisi ile dolu göğüsleri, düşmanların melun ihtiraslarına karşı daima bir duvar gibi yükselecektir" sözleri ile vatanseverliğin önemine dikkat çeken Atatürk, milletini seven, milletine sadık ve milletine güvenen gerçek bir Türk milliyetçisidir. Ve şu önemli gerçek de göz ardı edilmemelidir ki; vatanını ve milletini herşeyin üstünden tutan, bu derin sevgi için gerektiğinde kendi canını dahi tehlikeye atan Büyük Atatürk'ün bize bıraktığı en önemli miraslardan biri vatanseverlik ve millet aşkıdır. Atamızın bizlere bıraktığı büyük mirası onun bizden beklediği gibi değerlendirebilmek, ülkemizi onun bize bıraktığı noktadan hep daha ileriye götürebilmek, Türk Milleti'ni, tarihine yakışır bir makama ulaştırabilmek için yapılması gereken, Atamızın izinden yürümektir. Tüm vatanseverlerin ve gerçek Türk milliyetçilerinin kendilerine örnek alabilecekleri en güzel örnek, hiç şüphesiz Atatürk'tür. Atatürk ise, "Benim, Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar" sözleri ile bize hedefe ulaşacak en kısa yolu göstermektedir.

11
Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan her zaman zaferle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini, en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmışsan; Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtaları ile mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.



Bugün, Cumhuriyet’in 15.yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbi şükranlarımı beyan ve ifade ederken büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.



Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlarla bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragat-i nefs ve istihkar-ı hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim.



Bu kanaatle kara, deniz, hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi bütün ulus muvacehesinde beyan ederim.



Cumhuriyet Bayramı’nın 15. yıldönümü hakkınızda kutlu olsun…”



Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu mesajından oniki gün sonra sonsuzluğa ulaştı.Ve o gün şu resmi tebliğler yayınlandı:



İstanbul 10.11.1938 (A.A) - Atatürk’ün müdavi ve müşavir tabipleri tarafından verilen rapor suretidir:



“Reisicumhur Atatürk’ün umumi hallerindeki vehamet dün gece saat 24’te neşredilen tebliğden sonra her an artarak bugün, 10 İkinciteşrin(Kasım) 1938 Perşembe sabahı 9.05 geçe büyük şefimiz derin koma içinde terk-i hayat etmişlerdir:



Müdavi tabipler: Müşavir tabipler:



Prof.Dr.Neşet Ömer İrdel Prof.Dr. Akil Muhtar Özden



Prof.Dr. M.Kemal Öke Prof.Dr. Hayrullah Diker



Dr. Nihad Reşat Belger Prof.Dr. Süreyya Hidayet Serter.



Dr. Abrevaya Marmaralı Dr.M. Kamil Berk



İstanbul 10.11.1938 (A.A.) - Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Resmi tebliğidir:



Müdavi ve müşavir tabiplerin neşredilen son raporu, Atatürk’ün dünyaya gözlerini kapadığını bildirmektedir.



Bu acı hadise ile Türk vatanı büyük yapıcısını, Türk milleti ulu şefini, insanlık büyük evladını kaybetti. Milletimize içimiz yanarak, bu tarife sığmayan ziyaından dolayı en derin taziyetlerimizi sunarız.



Kederlerimizin tesellisini ancak ve ancak O’nun büyük eserine bağlılıkta ve aziz vatanımızın hizmetinde ararız. Şurasını da her şeyden evvel beyan etmeliyiz ki; ölmez olan O’nun büyük eseri Cumhuriyet Türkiye’sidir.



Hükümetimiz içinde bulunduğumuz bu mühim anda bugüne kadar olduğu gibi, dikkatle vazife başındadır.



Müesses olan nizamı ve vaziyeti idame hususunda, büyük Türk milletinin hükümeti ile tek vücud olarak teyit ve temin edeceğine şüphe yoktur.



Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 33’üncü maddesi mucibince Büyük Millet Meclisi Reisi Abdülhalik Renda Reisicumhura Vekalet vazifesini deruhte etmiş ve ifaya başlamıştır.



Gene Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 34’üncü maddesi mucibince Büyük Millet Meclisi derhal yeni Reisicumhuru intihap edecektir. Türkiye’nin en büyük makamına Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na göre geçecek zatın etrafında hükümetiyle, şanlı ordusuyla ve bütün kuvvetiyle Türk milleti sarsılmaz bir varlık olarak toplanacak ve yükselmesine devam edecektir.



Bugün ayrılığına ağladığımız Büyük Şefimiz Atatürk, her vakit Türk milletine güvendi. Eserlerini bu güvenle yaptı. İdamesi esbabını da istikmal ederek güvenle büyük milletimize bıraktı.



Ebedi Türk milleti, O’nun eserlerini ebediyetle yaşatacaktır.



Türk gençliği O’nun kıymetli vediası olan Türkiye Cumhuriyeti’ni daima koruyacak ve O’nun izinde yürüyecektir.



Kemal Atatürk, Türk’ün tarihinde ve gönlünde daima yaşayacaktır.”





Vedii Bilget

12
ATATÜRKÜN VASİYETNAMESİNİ YAZMAYA KARAR VERİŞİ



Atatürk'ün vasiyetnamesini nasıl düzenlendiğini, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak şöyle anlatmıştı;



"1938 senesi sonbaharı, Dolmabahçe Sarayı'ndayız. Bir sabah Atatürk'ün yatak odasına girdim. Büyük adam, yatağında başı biraz yüksekte arka üstü yatıyordu. Salonu solgun bir güneş kaplamıştı. Yüzü fildişi rengindeydi. Çehresi her gün biraz daha zayıflayıp uzuyor, o gök mavisi gözleri irileşiyordu.



Ben yatağının ayak ucuna doğru, gösterdiği yere oturdum. Her zaman ki suallerini tekrarladı:



"Ne haber?"



O günlerde Avrupa'da siyasi hava çok bozulmuştu. Atatürk umumi endişelere ve bir takım tehlikeli belirtilere rağmen, Almanların henüz, İtalyanların ise hiç hazırlanmamış olduklarını ileri sürerek müsterih bulunuyor. O sene harp olmayacağını, ihtilafların behemahal bir pamuk ipliğine bağlanacağını, harbi ancak 1939 senesinde veya ondan sonraki senelerde beklemek lazım geldiğini söylüyorlardı.



Son yirmi dört saat zarfında günlük meselelere dair gelen haberleri hülasa ettim. Görüşünü teyid eder mahiyette olan bu haberleri alaka ile dinliyor, ara sıra bazı şeyler soruyor ve kısa cümlelerle mütalaalar beyan ediyordu. Böyle olmakla beraber düşünceli ve heyecanlı olduğu belliydi.



Sözlerimi bitirince sağ kolunu bana doğru uzattı. Doktorlar, kati lüzum olmadıkça kuvvet sarfetmesini yasakladıkları için hareketlerinde yardım ediyorduk. Elini tuttum, doğruldu, yatağının içinde bağdaş kurdu. Birkaç dakika denize ve karşı sahile baktı. Belliydi ki heyecanını yenmeye çalışıyordu. Gözlerini bana çevirdiği zaman, uzun kirpiklerinin ıslandığını farkettim. Bütün hastalığı boyunca yanımda gösterdiği yegane zaaf (eğer bu ulvi sükunete zaaf demek uygunsa) buydu. Sonra önüne baktı ve ağır ağır konuşmaya başladı.



"Bu yolda konuşmak benim içinde, senin için de, ağır bir şey ama başka çaremiz yoktur. Konuşmaya mecburuz çocuk. Hani seninle ara sıra bir işimizden bahsederdik. Hatta bunun içinde kanun çıkarılmıştı: Şu vasiyetname meselesi. Bugün yarın o işi bitirmeliyiz. Nasıl olsa bir gün karnımdan su alınacaktır. Ne olur ne olmaz. Bağırsaklardan biri delinebilir, başka bir arıza olabilir. Herhalde ihtiyatlı olmalı."



ATATÜRK'ÜN VASİYETİNİ NOTERE VERİŞİ



"Atatürk, 6 Ekim 1938 'de Noter'in getirilmesini istemişti. Noter İsmail Kunter Bey, Prof. Neşet Ömer Bey ve ben, yatak odasının altındaki bir odada huzuruna girebilme emrini bekliyorduk. Bu daveti alınca hep beraber üst kata çıktık ve yatak odalarına girdik.



Vaziyeti şöyleydi; yataktan çıkmış, ipek bir pijama ve yine kırmızı ipek bir rob döşambr giymiş, boynuna koyu vişne renginde ipek bir eşarp bağlamıştı. Denize bakan pencerelerin önüne koydurduğu bir şezlongun üzerine oturmuş sigara içiyordu.

Bizi görünce hafifçe kımıldandı: "Buyrunuz.." dedi.



Tam karşısına koydurduğu sandalyelerde üçümüze de yer gösterdi. Hatırımda kaldığına göre Noter İsmail Kunter Bey ile, yeni çıkmış olan Noter Kanunu ve İstanbul'daki noterler üzerine görüştü. Getirilen kahvelerin içilmesini bekledi. Sonra önündeki sigara masasının koyduğu kapalı zarfı aldı:



" Bu benim vasiyetnamemdir. İcap ettiği zaman muamelesini yaparsınız..." diyerek zarfı notere verdi.



ATATÜRK'ÜN VASİYETNAMESİ'NİN TAM METNİ



Malik olduğum bütün nutuk ve hisse senetleriyle Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi'ne atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum:



1. Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.



2. Her seneki gibi nemadan, nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule'ye ayda bin, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdiki yüzer lira verilecektir.



3. Sabiha Gökçen'e bir ev de alınabilecek, ayrıca para verilecektir.



4. Makbule'nin yaşadığı müddetçe Çankaya'da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.



5. İsmet İnönü'nün Çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır.



6. Her sene nemedan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.



K.Atatürk



İLK MUAYENE



Atatürk 1937 yılının ilk aylarından bu yana çeşitli rahatsızlıklar duymaya başlamıştı. Burnu kanıyor, vücudu kaşınıyor ve kabarıyordu. Yüzü solmuş, sinir dengesi bozulmuştu. Kendini iştahsız ve halsiz hissediyordu.



Hasta olan arkadaşlarına kızan, doktor muayenesini sevmeyen Atatürk, fırsat buldukça çok güvendiği Neşet Ömer Bey (İrdelp)'e kendini muayene ettirmeye ve sağlık durumu hakkında bilgi almaya başlamıştı. Ancak ilk muayene sonunda, kalbinde, karaciğerinde, böbreğinde bir şey bulunamamıştı. Buna rağmen Atatürk'ün renginde ve yüzündeki çizgilerde bariz değişiklikler başlamıştı.



İLK TEŞHİS



Doktorlar Atatürk'e kaplıca tavsiye etmişlerdi. Atatürk kür tedavisi için ani bir kararla Yalova'ya gitmeye karar verdi.



Prof. Dr. Nihat Reşat Belger anlatıyor;



"1937 senesinde, Yalova kaplıcalarının hekimiydim. O sıralarda, Atatürk de birkaç aydan beri Yalova'da istirahat buyuruyordu. Bir gün beni çağırttı. Bir müddetten beri kaşıntıdan şikayetçi olduğunu söyledi." Müsaade ederseniz sizi önce bir muayene edeyim."dedim ve ettim. Muayenemde, bilhassa bacaklarında kaşıntıdan mütevellit tırnak izleri müşahade ettim. Palpasyonda (elle muayenede) karaciğerin, kosta (kaburga kemiği) kenarını üç parmak kadar geçmiş olduğunu ve sertleştiğini tespit ettim. Muayene sırasında hiç konuşmadık. Kendisine muayenenin bittiğini bildirdiğim zaman, Atatürk kaşıntının sebebinin ne olduğunu sordu.



"Efendim, bu kaşıntı kanaatimce yemekle, daha doğrusu içmekle ilgilidir." dedim.

Atatürk önce inanmak istemedi. Beni imtihan etmek istercesine, "Buna kati olarak emin misiniz?" dedi.



"Evet efendim karaciğeriniz normale nazaran büyük ve sert . Kaşıntının sebebi budur."dedim.



Prof Dr. Nihat Reşat Belger'den sonra, Atatürk'ü İstanbul'dan gelen Prof. Dr. Neşet Ömer'de muayene etti. İki doktorun müşterek teşhisi aynı idi. Atatürk, Yalova'da rejime alındı. Tedaviden bir süre sonra iyileşme sezilmeye başlamıştı. Fakat Atatürk Bursa'ya oradan Mudanya'ya geçti. Mudanya'dan Ege Vapuru ile İstanbul'a hareket etti. Atatürk Şubat ayı başında Dolmabahçe Saray'ında idi. Park Oteldeki davetten geç saat saraya dönen Atatürk, ertesi gün şiddetli öksürük ve göğüs ağrısı ile uyandı. Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Dolmabahçe sarayındaki muayenesinde Atatürk'e zatürre teşhisi koydu.



DOKTORLARI



Atatürk kendisine yabancı doktor getirilmesini ısrarlı ricalardan sonra kabul etmiş, bu arada sağlığını devamlı kontrol altında tutabilmek için ülkenin tanınmış hekimlerinden iki ekip oluşturulmuştu. Sürekli ve danışman doktorlar.



• Prof. Dr. Neşet Ömer İRDELP

• Prof. Dr. Nihat Reşat BELGER

• Opr. Dr. Mim Kemal ÖKE

• Prof. Dr. Mustafa Hayrullah DİKER

• Prof. Dr. Akil Muhtar ÖZDEN

• Prof. Dr. Süreyya Hidayet SERTER

• Dr. Asım ARAR

• Prof. Dr. Abravaya MARMARALI

• Dr. Mehmet Kamil BERK



BEN HASTAYIM ÇOCUK



Zatürre'den kurtulur kurtulmaz Atatürk, İsmet İnönü ile birlikte 27 Şubat 1938'de Ankara'ya geldi.



Celal Bayar Anlatıyor:



"Balkan Antantının Ankara toplantısı günleri idi. Yugoslav Başbakanı Dr. Stoyadiniçle görüşüyordum. Şükrü Kaya yaklaştı :



"Sağlık Bakanlığı müsteşarı Dr. Asım derhal görüşmek istiyor."dedi. Mevzuun, Atatürk'ün sağlığı ile ilgili olduğunu hemen anladım. Çünkü meslek ve şahsiyetine güvendiğim Dr. Asım Arar hükümet namına, Ata'nın müdavi tabipleriyle daima temasta idi. Bana endişelerini açıkladı:



"Burnundan kan geldiğini söylediler. Bu hastalığın yeni merhalesidir. Dışardan mütehassıs getirilmesi tavsiyemi tekraren arzediyorum." dedi.



Atatürk'ün gerek görmediği tavsiyeyi bu sefer ısrarla rica ve kabul ettirmek kararıyla Çankaya'ya gittim. Beni beklemiyordu. Arzumu sükunetle dinledikten sonra:

"Ortada Hatay meselesi var. Hastalığımın dışarıda duyulmasını istemem. Neşet Ömer'le konuş. Burada zaten tıp kongresi var. Bizim doktorlar konsültasyon yapsınlar." cevabını verdi.



Doktorlar geldiler. Muayeneden sonra alkol ve sigara almaması, mutlak dinlenmesi gibi şart, fakat bir anda hepsinin birden yerine getirilmesi güç tavsiyelerini tekrar ettiler.

Atatürk hekimlerin ortak kararını dinledikten sonra :

"Zannederim haklıdırlar" dedi.



Ben sağlığının ülke için asıl şart olduğunu ve bu temel mevzuun yanında Hatay üzerinde menfi tesir yapma dahil, hiçbir ihtimalin düşünülmeyeceğini ısrarla tekrarladım. Derin teessürümü mümkün olduğunca saklama gayretime rağmen, benliğime hakim acının elbette ki farkında idi. Yavaş bir ses tonu ile:



"ÇOCUK..NE YAPACAKSAN YAP, BEN HASTAYIM" dedi.

Her şeyini, memleketi için hizmet saydığı emeklerine cömertçe feda etmiş Atatürk, ilk defa hastayım diyordu.



KUMANDAN BENİM



Atatürk, Celal Bayar'ın ısrarı üzerine Fransız doktor Fissenger'in getirilmesini kabul etmişti ve 28 Mart 1938 günü Fissenger Ankara'ya geldi.



Fransız Prof.Dr.Fissenger, Atatürk'ü muayene etti, başta Prof. Neşet Ömer ve diğer doktorlardan bilgiler aldıktan sonra Atatürk'e;



"Ben sizi iyi edeceğim. Fakat benden evvel siz kendi kendinizi iyi edeceksiniz;

Şüphesiz ki siz, büyük bir kumandansınız. Büyük zaferlerin sahibisiniz. Fakat bu işin kumandanı benim. Bana yardım edeceksiniz."



Üslubu ve mantık Atatürk'ün hoşuna gitmişti.



"Peki dedi, kabul."



Atatürk'ün olumlu yaklaşımı üzerine Prof. Fissenger, Atatürk'ün günlük hayatını, bir tablo halinde çizdi. Ağzına tek damla alkol almayacak, şezlonga uzanarak istirahat edecekti. Yemesi içmesi, düzenlenmiş listeye göre olacaktı. Prof. Dr. Fissenger Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine Atatürk'ün sağlığı ile ilgili bir rapor sundu. Bu raporda Atatürk'ün ciddi bir rahatsızlığı olmadığı, bir buçuk aylık bir istirahata ihtiyacı olduğu belirtiliyordu.



GÜNEY GEZİSİ



O günlerde Hatay Sorunu had safhadaydı. Kendisini iyi hissettiğini söyleyen Atatürk, Hatay meselesini istediği şekilde sonuçlandırmak için önce Mersin'e oradan Adana'ya sınıra kadar uzanmaya karar verdi. Doktorları önce bu isteğe şiddetle karşı çıktıysalar da, muayeneden sonra "gidebilir" dediler.



Atatürk, Hatay konusundaki kararlılığını, Mersin'e hareketinden iki gün önce Celal Bayar'a şöyle bildirmişti.:



"Benim, kırk asırlık Türk yurdu, Hatay esir kalamaz dediğimi unutmuş olanlar olabilir. Ama ben unutmadım, unutamam, sen de unutamazsın."



20 Mayıs 1938'de Mersin'e doğru yola çıktı. Mersin'den Tarsus'a oradan Adana'ya geçti. Hatay konusunun en kritik döneminde, sağlığı üzerindeki olumsuz düşüncelerin neticeyi etkileyeceği düşüncesiyle, sınıra kadar otomobiliyle giderek askeri birlikleri denetledi, resmi geçitlerde sürekli ayakta bekledi. Sağlıklı olduğunu hissettirmek için her şeyi denedi.



24 Mayıs 1938'de Adana'dan ayrıldı.



SAVARONA



Atatürk yurt gezisinden geldikten sonra çok yorulmuştu karnındaki şişlikte giderek artıyordu. Florya'dan Dolmabahçe'ye dönerken küçük bir de kriz atlatmıştı.



31 Mayıs 1938'de Atatürk'ün sabırsızlıkla beklediği Savarona Yatı gelmiş Dolmabahçe önünde demirlemişti. 1 Haziran 1938'de Atatürk,



Savarona'ya geçti.

İtina ile giyinmiş olan Atatürk önce her yeri gezdi, ayrıntılarla meşgul oldu bu da onu yordu.



Deniz havasının kendisine iyi geleceğini hissediyor ve orda şifa bulacağını düşünüyordu.



Ama Savarona'daki tedaviden de müspet sonuç alınamamıştı. Bedeni sürekli güç kaybediyor, karnındaki şişlik giderek artıyordu. Dr. Fissenger tekrar davet edildi. 25 Temmuz akşamı Atatürk fenalaşmıştı. Atatürk yatı terkederek saraya çıkmayı düşündü. Saraydaki odalarının daha serin olabileceğini ve orada daha rahat edebileceğini düşünüyordu.



KARNINDAN SU ALINMASI



Profesör Fissenger 4. kez İstanbul'a gelmişti. Fissenger saraya gelir gelmez Atatürk'ü baştan aşağıya tekrar muayene etti. Atatürk artık ıstıraba dayanamıyor; karnında toplanan suyun verdiği sıkıntıdan kurtulabilmek için bir an evvel alınmasını istiyordu. Hastalık artık iyice ilerlemiş son ve en tehlikeli dönemine girmişti. Birinci ponksiyon 7 Eylül 1938'de Profesör Fissenger ve Profesör Neşet Ömer İrdelp nezaretinde, Operatör Mim Kemal Öke tarafından yapıldı.

Kılıç Ali Anlatıyor:



"Ponksiyondan sonra derhal odalarına girdim. Gördüğüm manzara şuydu.

Atatürk adeta birdenbire zayıflamış, çok zayıflamıştı. İki kolunu başının altına alarak arka üstü yatıyorlardı. Karnını büyük bir sargı ile sarmışlardı. Odadan içeriye girer girmez yanlarına koştum.



" Geçmiş olsun paşam!" diyerek başının altına aldığı kollarının pazusunu öptüm. Bana doktorların duyamayacağı kadar yavaş bir sesle ;



"Çıkan suyu gördün mü? Bu kadar bir su kabı insanın karnının üstüne konsa nasıl tahammül eder ? Bak ben ne haldeyim, nasıl tahammül etmişim ?"



"Geçmiş olsun Paşam, bunların hepsi geçecek." dedim ve gözyaşlarımı kendilerine göstermeden ve teessürümü hissettirmemek için bir fırsat bularak doktorların arkasından sıyrılıp hemen odadan dışarı çıktım."



Atatürk'ün artık tam bir istirahate ihtiyacı vardı. Fazla konuşmaması ve yanlarında konuşulup kendilerinin yorulmaması lazımdı. Bu konuya doktorları büyük önem veriyorlardı.



İLK KOMA



Profesör Fissenger'in fikrinin alınmasından sonra, doktorlar ikinci ponksiyon'un gününü tespit için toplandılar. Operatör Doktor Mim Kemal Öke, 21 Eylül günü Atatürk'ün karnında biriken suyu tekrar aldı. 26-27 Eylül günü Atatürk ilk kez komaya girdi. Komayı atlatan Atatürk Ankara'ya gitmek istiyordu. Ancak doktorlar Atatürk'ün Ankara'ya gitmesine izin vermiyorlardı. Atatürk isyan edercesine "Ankara'ya gidelim. Ne olacaksam orada olayım " diyor, doktorların izin vermemelerinin sebepleri açıklanınca hiddetleniyordu.



Atatürk "Beni bir an evvel Ankara'ya götürün yapılacak mühim işler var", demiş, ne yazık ki yapacakları, düşündükleri ne ise yapamamıştı.



Yapılan tüm tedavilere rağmen Atatürk günden güne kötüleşiyor, karın bölgesinde su toplanmaya devam ediyordu. Viyana'dan Eppinger, Almanya'dan Bergmann adında iki profesör gelmişti. Bunların koydukları teşhis ve tedavi aynı idi "siroz". Atatürk 16 Ekim 1938'de ağır bir komaya daha girdi ve 20 Ekim gününe kadar komada kaldı.



SON SAATLER



Tüm tedavilere rağmen günden güne eriyen Atatürk, 8 Kasım 1938 günü şiddetli bir rahatsızlık daha geçirdi. Saat altı buçuk gibi gelen bu rahatsızlıkta Atatürk'ün midesi bulanmış ve kusmaya çalışmıştı.



Sürekli istifra etmeye çalışan Atatürk, bu sırada Hasan Rıza Beye (Soyak) bakarak "Saat kaç?" diye birkaç kez sormuş, Hasan Rıza Bey her soruşunda "Saat 7 efendimiz" diyerek cevap vermişti.



Bu sırada kendisine haber verilen Neşet Ömer Bey de gelmişti. Abravaya ile Atatürk'e gereken tedavileri yapıyorlar ve bazı önlemler alıyorlardı. Neşet Ömer Bey bir ara "Dilinizi göreyim efendim." diye seslendi. Atatürk dilini yarıya kadar dışarı çıkardı. Neşet Ömer Bey "Biraz daha uzatınız efendim." diye seslenince, Atatürk, Neşet Ömer Bey'e bakarak ;



- "Vealeykümüsselam" diyerek gözlerini kapattı. Atatürk son kez komaya girmişti.

9-10 Kasım gecesini rahatsız geçiren Atatürk artık derin bir uykuda gibi yatıyor ve ölümü bekliyordu. 10 Kasım 1938 günü saat 8 gibi bir ara gırtlağından Hı Hı Hı sesleri çıkarmıştı.



Saat dokuzu beş geçe gözlerini son kez açarak, etrafına baktı ve hemen kapattı.

Büyük Önder Atatürk ölmüştü.





HAYATINDAKİ BAZI SONLAR



• Anlamlı son sözü, "Saat kaç" olmuştu.



• Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp'e, son söz olarak "Vealeykümüsselam " dedi.



• Koma içinde manası anlaşılamayan ve devamlı olarak tekrarladığı söz "aman dil...aman dil..."di.



• Son aldığı gıda, 8 Kasım 1938 Salı günü, saat 18.35'de dört kaşık elma suyu oldu.



• Son yemek istediği sebze, enginardı.



• Son verilen ilaç, ölüm halinden kırk dakika önce, saat 8.25'de, 1/8 aubaine'di.



• Hekimler ölüm raporunu imzalarken, son olarak elini öpen ve gözlerini kapayan Prof. Dr. Mim Kemal Öke idi

13
Atatürk ve Diğer Türk Önderlerimiz / Çanakkalem
« : 25 Şubat 2011, 17:56:23 »
Seni anlatmaya yetmez bu diller

Senin tarihini bilmez bu eller

Seninle ölmeye vaat edenler

Toprağın altında rahat edendir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir



Yirmi bir düşmana bir türk biçilir

Uğrunda çarpışan erler seçilir

Bu destan için bir anıt dikilir

Üstüne şanlı al bayrak dikilir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir



Zaferden zafere gark olan günler

Yediden yetmişe verdi ümitler

Toprağa sarılan canım bedenler

Yılmadan ölümle raks edenlerdir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir



Denizde karada çarpışan asker

Vurulmuş yinede bu derdi çeker

Kutsaldır yücedir vatan her sefer

Nusretin düşmanı yardığı yerdir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir



Dağlardan inen bu şanlı melekler

Karışan şafakta verir bize fer

Senindir bu zafer sevin muzaffer

Şanının adının konduğu gündür

Çanakkalem o ne büyük zaferdir



İlkbahar sabahı açılan güller

Sevgi bahçesine konmayı bekler

Bir toprak uğruna ezilen erler

Şehitler tahtında Rabbe gülendir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir



Tazecik zihinler bu günü beller

Yıkılmaz çanakkalem yıkılmaz derler

Ecdadın kanıdır sulanan yerler

Her şey vatan için şeref içindir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir



O gün bir buluttur kendine çeken

O gün bir umuttur mahvolup giden

O mucize ile hayrete düşen

Denize dökülen düşman şahittir

Çanakkalem o ne büyük zaferdir

Hüseyin Pelit

14
Dünya' Nın En Büyük Lideri Atatürk Diyenler Yorum Yapsın Veya Rep Versin...

15
AMERIKA

Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır... Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye'nin doğması yeni Türkiye'nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan ve o zamandan beri koruması, Atatürk'ün Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye'de giriştiği derin ve geniş inkılaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha basarı ile gösteren bir örnek yoktur.



John F.KENNEDY

(A.B.D.Başkanı, 10 Kasım 1963)









Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır.



Franklin ROOSEVELT

(A.B.D.Başkanı, 10 Kasim 1963)









Asker-devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi, Türkiye'nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir.



General Mc ARTHUR









Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine onun fikrince bütün Avrupa'nın en kıymetli ve en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa'nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.



Roozwelt (Franklen D.) 1928

Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı









Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti.



Chicago Tribune









Savaş sonrası döneminin en yetenekli liderlerinden biri.



New York Times









İnsanı teslim alıcı fevkalade önderlik kuvveti vardır. O, tetiktir, hazır cevaptır, dikkati çekecek kadar zekidir.



Gladys Baker(Gazeteci)









ALMANYA

O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.



Prof.Walter L.WRIHT Jr.









Atatürk Türkiye'yi tek düşmanı kalmaksızın bırakmıştır. Bu zamanımızın hiçbir devlet şefinin başaramadığıdır.



Alman Volkischer Beobachter Gazetesi









Almanya, ATATÜRK'ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda, tarihi eseri, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir.



Berlin, Alman Ajansı









Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk'ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar.



Profesör Herbert MELZIG(Tarihci)









Kendisinin tarihi büyüklüğü, eseri olan yeni Türkiye'ye bakılarak bu günden ölçülebilir. Çelik gibi azim ve gayreti, uzağı gören akıl ve hikmetle birleşmiş olan bu gerçek halk önderi ve devlet adamı; Anadolu dağlarının en uzak ve ıssız köşesindeki köylere bile başka bir ruh aşılamıştır.



Illustrierte Dergisi









O, kendi milleti ve beşeriyet alemi için beslediği muhabbetle, bir dahinin neler yarattığına dair, cihana fevkalade heyecanlı bir sahne seyrettirmektedir.



Herbert MELZIG









FRANSA

İnsanlığın bütün belirtileri O'nda kendini hemen gösteriyor.



Noelle Gazetesi









Eski Osmanlı imparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, milli bir Türk Devleti'nin kuruluşu, bu cağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya koymuştur.Atatürk'ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur.



Maurice BAUMANT(Profesör)









Çok büyük bir adamdı...bir siyasi dahiydi.



Excelsior Gazetesi









Dünyanın, çağdaş, en büyük kişilerinden biri.



Le Jour-Echo de Paris









Atatürk'ün yurt kurtarıcı olduğunu, milletlerin en vefalısı olan Türkler asla unutmayacaklardır.



Noell Roger Gazetesi









Karşımdaki bu büyük adamda, keşfettiğim bu büyük meçhulde maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde hiçbir şüphe aranamazdı.



Claude Farrer(Yazar)









Bu günün Türkleri, yüzyıllar önce Avrupa'yı titreten canlı millet durumuna erişmiştir. Ve bu aksam O büyük ölünün başında bekleyen Türkiye, güçlü ve dipdiri Türkiye'dir.



Pierre Dominique(Gazeteci)









Asırları aşan adam !..



Fransa, Paris Basını



Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların tarihinde izlerini bırakacaktır.



Albert LEBRUN



Fransız Cumhurbaşkanı









Mevcut rütbelerin hepsini kaldırdığı bir memlekette, bu adam, bütün rütbeleri, kazanmıştır. O memlekete, bulabilecek en şerefli isim O'na verilmiştir.



Mercel Sauvage(Gazeteci)









Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Atatürk yüz yıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı.



Gerrad Tongas(Yazar)









Atatürk öldü. Barış kubbesinin Doğu sütunu yıkıldı. Artık evrende barışı kimse garanti edemez. Nitekim Avrupalı devlet adamları; O'nun 1930'da yaptığı uyarı ve tavsiyeleri dinlememiş ve dünyayı 1939 yılında ikinci büyük savaş felaketinin içine sürüklemişlerdir.



SANERWIN Gazetesi

16
Atatürk'ün Kitapları



Milli Eğitim Bakanlığı'nın yaptığı araştırmaya göre Atatürk 10 binin üzerinde kitap okudu. Edebiyattan tarihe, hukuktan dini kitaplara kadar her alanda okuyan Mustafa Kemal yabancı dillerde özellikle Türk tarihi ve Türk dili ile ilgili olarak yazılan kitapları elçilikler aracılığı ile getirtip, Türkçe'ye tercüme ettirmiş. Çankaya Köşkü'nde ve Anıtkabir'deki müzede 10 binin üzerinde cilt bulunuyor. Atatürk okuduğu tüm kitapların üzerine de el yazısıyla mavi ve kırmızı kalemler ile not alıp, eleştiriler yapmış. Atatürk'ün okuduğu kitapların 1233'ü tarih, coğrafya ve biyografi, 121'i felsefi, 161'i dini, 387'si dil bilimi, 261'i askeri, 204'ü siyasal bilimler, 150'si hukuk üzerine. Atatürk, 544 adet de edebiyat ile ilgili eser okumuş. Araştırmaya göre yaşamında uykuya çok az yer ayıran Atatürk günün neredeyse tamamını okumaya, okuduklarını tartışma ve uygulamaya ayırmış. Atatürk yurt içinde yaptığı tüm gezilerde de özel kütüphanesine ait kitapları sandıklar ile yanında götürmüş. Atatürk'ün yakın çalışma arkadaşlarının aktardıklarına göre iki gün iki gece hiç durmadan sadece banyo yapıp, koltuğunda dinlenerek kitap okuduğu ifade ediliyor.



ATATÜRKÜN KİTAPLIĞINDAKİ TÜRKÇE VE OSMANLICA KİTAPLARDAN BAZILARI



Ahmet Vefik Paşa : Lehçe-i Osmani

Ahmet Vefik Paşa : Lehçe-i Osmani

Mehmet Salahi : Kamus-u Osmani

Avram Galanti : Türkçede Arabi ve Latin Harfleri ve İmla Meselesi

Mehmet Ali : Tahsil-i Lisan-ı Alman

Nüzhet : Kendi Kendine Almanca

Ahmet Cevat : Türkçe sarf ve nahif

Kazım Nami : Türkçe Oku, Türkçe Yaz

Mithat Sadullah : Latin Harflerinin Türkçeye tatbiki

İbn Emin Mahmut Esat : Tarih-i Din-i İslam

Osman Bin Süleyman : Kamus

Lütfullah Ahmet : Hayat-ı Hazret-i Muhammet

Abdunnaim Bin Hasan : Ceridetül Evail ve Hamidetül Evahir

Ahmet Halit : İslam Büyükleri

Abdurrahmanil Cami : Tercüme-i Nefhatül İnsan

Mehmet Cemil : Hukuku Düvel

Katip Çelebi : Cihannuma

Feridun Bey : Feridun Bey Münşeatı

Mehmet Bin Sait : Kitabü'l Tabakatü'l-Kebir

Şemseddin Sami : Kamusu Alam (6 cilt)

Şemseddin Sami : Kamusu Okyanus

H.Z. Ülken : Aristo Metafizik

Süheyl Ünver : İbn-i Sina

Ahmet Rifat : Lügat-ı Tarihiye ve Osmaniye

M.Fuat : Amerika'da Tükler ve Gördüklerim

Rıza Tevfik : Kamus-u Felsefe

Cemal Paşa : Hatırat (1913 - 1922)

Mehmet Cemil : Sulhta ve Harpte Hukuku Düvel

Evliya Çelebi : Seyyahatname

Suphi : Tekmiletül'l-iber

Lütfi Simavi : Devr-i İnkılap

Mustafa Necip : Selimname

Osmanzade Taib : Hakikatü'l Vüzera

Ahmet Saip : Vaka-i Sultan Aziz

Ahmet Hilmi : Tarih-i İslam

Mazhar Fevzi : Hayr-i Sahil

Ziya Paşa : Endülüs Tarihi

Resulzade Mehmet Emin : Azerbaycan Cumhuriyeti

Ali Reşat : Tarih-i Osmaniye

Ali Reşat : Kurun-u Cedide Tarihi

Sebahattin : İttihat ve Terakki Cemiyetine Açık Mektuplar

Mahmut Esat : Tarih-i Dini İslam

Ahmet Mithat : İnkılap

Ahmet Cevdet : Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa

Mustafa Efendi : Tarih-i Selanik

M. Şemsettin : İslam Tarihi

Ahmet Rasim : Osmanlı Tarihi

Necip Asım : Türk Tarihi

Mustafa Nuri Paşa : Netayic-ül Vukuat

Mehmet Zihni : Neşahir-ün Nisa

Mehmet Şemsettin : Mufassal Türk Tarihi

Ziya Gökalp : Türk Medeniyeti Tarihi



ATATÜRK'ÜN OKUDUĞU YABANCI KİTAPLARDAN BİRKAÇI



M. Roux de Rochelle : Etats-Unis D'Amerique

M. Dubois de Jancigny ve M. Xavier Raymond : Inde

M. Chopin : Russie

M. G. L. Domeny de Nenzi : Oceanique

Bary de St Vinvent : Iles de l'Ocean

M. Ph. Le Bas : Etats de la Confederation Germanique

M. Van Hasselt : Belgique et Hollande

M. Louis Lacrcix : Iles de la Grece

M. Louis Lacrcix : Chili, Paraguay, Uruguay, Buenos Aires

Champollion Figeac : Egypte Ancienne

M. J. J. Marcel : Egypte depuis la conquete des Arabes

Rozet et Carette : Algerie, Etats Tripolitains, Tunisie

Lavalle ve Gueroult : Espagne

M. Ph de Golbery : Histoire et Description de la Suisse et du Tyrol

M. G. Pauthier : Chine et son Description Historique

M. Chepin ve A. Ubicini : Provinces Danubiennes et Roumanies

M. Ph. le Bas : Suede et Norvege

Ferdinand Denis : Portugal

Ferdinand Denis : Afrique

Ferdinand Deniz - M. C. Famin : Bresil, Colombie et Guyane

M. Larenaudiere ve M. Lacroix : Mexique Guatamala Perou

M. Davezat : Iles de l'Afrigue

M. A. Tardieu, M. S. Cherubini : Senegambie et Guinee

M. N. Desvergers : Nubie, Abyssinie

Lacroix Yanoski : Italie Ancienne

M. Le Chevalier Artaud : Italie Sicile

Frederic Lacroix : İles Baleres et Pithyuse

M. Friess De Colonma : Histoires des Antilles

M. Elias Rensult M. Roux De Rochelle : Villes Anseatiques

M. Ferdinand Hoeger : Chaldee Assyrie Medie Babylonie

M. Neel Desverges : Arabie

S. Munk : Palestine Description Geographique historique et areheologique

Jean Yanosky ve M. Jules David : Syrie Ancienne et Moderne

M. Dubeux : Tatarie, Beloutchistan

M. V. Valmont, M. Xavier Raymond : Boutan et Nepal

Ernest Lqvi see ve Alfred Rambaud : Histoire Generale du IV e Siecle a nos jours (12 cilt)

Jean Jaures : Histoire Socialiste de la Revolution Française

Hilaire de Barenton : Le Mystere des pyramides



ATATÜRK'ÜN DİL DEVRİMİ SIRASINDA ÇALIŞTIĞI KİTAPLARDAN BAZILARI



H. F. Kuergic : Psychologie de Quelgues Elements des Langues Turques (1)

Vilhelm Thomson : Inscription de l'Orkhon

M. Guizot : Dictionnaire Universel des Synonymes

M. Brasseur de Bourburg : La Langue Maya

Hilaire de Barenton : L'Origine des langues des Religions et des Peuples

17
arkadaşlar Neyzen Tevfik'in yazdığı çok güzel bir şiir lütfen silmeyin;



Be Hey Dürzü

Ne ararsin TANRI ile aramda!...

Sen kimsin ki orucumu sorarsın?

Hakikaten gözün yoksa haramda

Basi açiga niye türban sorarsin?



Raki, sarap içiyorsam sana ne.

Yoksa sana bir zararim, içerim.

Ikimiz de gelsek kildan köprüye,

Ben dürüstsem sarhosken de geçerim



Esir iken mümkün müdür ibadet?

Yatip kalkip ATATÜRK'e dua et.

Senin gibi dürzülerin yüzünden,

Dininden de soguyacak bu millet



Işgaldeki hali sakin unutma.

ATATÜRK'e dil uzatma sebepsiz.

Sen anandan yine çikardin amma

Baban kimdi bilemezdin ********.



Neyzen TEVFİK

Sayfa: [1] 2 ... 89