ForumZero

Türk Birliği ve Geçmişten Günümüze Bu Yola Taş Koyanlar

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Zero

  • *
  • 1.757
  • 3153
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle


Türk Birliği, Türk’ün Birliği! Geçmişten günümüze, yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan bir hayalin, bir amacın, bir gayenin adı. Sayısız fikir ve düşünce adamı ile benliklere giren, Gaspıralı İsmail Bey’in: ‘’Dilde, Fikirde, İşte Birlik’’ parolası ile vücut bulan idealin adı. Tarih boyunca kurulan büyük Türk devletlerinin bazılarının Türk boylarını birleştirmeyi başararak gerçekleştirebildiği, bizim bugün içinde aynı kaderi arzuladığımız birliğin ve bütünlüğün adı. Türk Birliği yani Asya ve Avrupa’nın çeşitli yerlerine dağılmış olarak yaşayan Türk boy ve halklarının bütünleştirilebilmesi hayali pek çok Türk fikir ve düşünce adamınca savunulmuş, ortaya koydukları tez ve eserlerle günümüze kadar canlılığını korumuştur. Bu fikir ne yazık ki milletimizin her kesimince rağbet görmemiş, dış destekli ideoloji ve düşünce sistemlerinin etkisi ile zayıflatılmaya çalışılmıştır. Türklerin birleşmesi fikri kendi içimizdeki bazı karşı gruplardan ziyade Türk Milleti’nin yeniden güçlenmesini istemeyen ve Türkleri tarih sahnesinden söküp atmak için çırpınan yabancı güçlerin adeta korkulu rüyası olmuş, farklı coğrafyalarda yaşayan Türk halklarının arasındaki bağı koparmak ve onları birbirinden soğutmak için tarih boyunca çeşitli faaliyetler yürütülmüştür.

Türkiye coğrafyası dışında yaşayan Türklerin büyük çoğunluğunun Türkiye’nin doğusunda kaldığını söyleyebiliriz. Türkiye’nin batısında çeşitli ülkelerin bünyesi içinde yaşayan Batı Trakya, Gagavuz, Sancak, Kosova Türkleri ve daha pek çok topluluğun dışında Türk dünyasının ana nüfus kitlesi Türkiye ve Türkiye’nin coğrafi olarak doğusunda kalan ‘’Türkistan’’ ya da ‘’Orta Asya’’ olarak adlandırabileceğimiz bölgelerde yaşarlar. Batı dünyasının ve emperyalist güçlerin her zaman Türkiye’nin doğuya açılmasına göz yummadıkları ve bunu pek istemedikleri hatta bunu engelleyebilmek için türlü faaliyetlere başvurduları tarihçe bilinen bir gerçektir. Türkiye sınırlarının doğusundaki bazı ülkelerin Türkiye’nin Türk dünyasına açılmasında bilinçli olarak tampon etkisi gösterdikleri bilinen ayrıca bir gerçektir. Irak,Yunanistan, Bulgaristan ve Suriye’nin Türkiye’yi yoran, uğraştıran ve bünyesindeki Türkleri ezmeye yönelik çeşitli özellikleri olsada, coğrafi açıdan Türkiye’nin bilinçli olarak önünü kesmiş ve önüne set çekmiş üç ülke bulunmaktadır. Bunlar güçsel denge sırasıyla Rusya, İran ve Ermenistan’dır. Rusya, İran ve Ermenistan’ın Türkiye’nin Türk dünyası ile etkileşimini önleyebilmek için ortaya çıkardıkları faaliyetler neticesinde, Türkiye için Gürcistan faktörü daha fazla öne çıkmış, Azerbaycan’la ve daha ötesinde bulunan Türk devletleri ile sağlanabilecek karasal bağlantı Gürcistan üzerinden sağlanmaya çalışılmıştır. Günümüzde Türkiye için hayati önem taşıyan Azerbaycan petrolleri Gürcistan üzerinden Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ile ülkemize taşınmaktadır.

Rusya; SSCB döneminden bugüne Türkiye ile Türk dünyası arasına blok çeken en büyük coğrafi unsur olmuştur. Bolşevik devriminin gerçekleştiği 1917 tarihinden, Sovyetlerin resmen dağıldığı 1991 tarihine kadar özellikle Stalin döneminde gerçekleştirdiği faaliyet ve politikalar ile Türklerin etkileşim içerisine girmesini engellemiş, bünyesinde barındırdığı Türk Cumhuriyetleri ve diğer Türk toplulularını asimile etmek için yoğun çaba harcamıştır. Bölge coğrafyasının Sovyet egemenliği ile sürdüğü yıllarda çeşitli bahaneler ile milyonlarca Türk yurtlarından sürgün edilmiş, sonu katliam ve soykırımlara varan mezalimlere kurban edilmiştir. SSCB içinde yer alan Türk Cumhuriyetlerinde Türkler kültürel ve geleneksel kimliklerinden kopartılmak istenmiş, pek çok bölgede asimilasyon faaliyetlerinin sonucu olarak kendi dillerini konuşmak hatta dini vecibelerini yerine getirebilmek dahi yasaklanmıştır. Elbette ki Sovyet faaliyetlerinden sadece etkilenen Sovyetler bünyesinde bulunan Türkler değildi. Sovyetlerin etrafına çektiği katı blok çevre ülkeleride etkilemiş, Sovyetler bünyesinde bulunan Türkler ile başta Türkiye olmak üzere geri kalan Türklerin etkileşimini önlenmiştir. Sovyetlerin 1991’de resmen dağılması ile bünyesinde yer alan çeşitli milletler birer birer bağımsızlıklarını ilan etmiş, bu sayede Sovyetler bünyesinde kalmış Türk Cumhuriyetleride bağımsızlıklarına kavuşabilmişlerdir. Bu dönem Sovyet despotizminin sona erdiği bir dönem olarak ilk bakışta sevindirici olsada 1991 yılından günümüze Türk dünyasının kaçırdığı çok büyük fırsatlarıda beraberinde getirmiştir. Türk Cumhuriyetlerinin birer birer bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Türkiye ile aralarında bazı sevindirici gelişmeler yaşanmış ancak dönemin ve daha sonraki dönemlerin siyasi erklerinin beceriksizliği ve art niyetli tutumları sebebiyle kurulabilecek bir Türk Birliği gerçekleştirilememiş, günümüze uzanan perspektifte bu ülkelerin ilk etapta Amerikan ardından yeniden Rus güdümüne girme olasılıları artmıştır. Günümüzde Rusya; Putin sonrası yeniden arka bahçesi olarak görmek istediği Orta Asya’da etkinliğini arttırırken bu bölge ayrıca yoğun kaynak verimliliği ve stratejik önemi neticesinde Amerikan faaliyetlerinin hedefi haline gelmiştir. Türkiye’nin ise beceriksiz politika ve stratejiler sayesinde yapabildiği ancak küçük çapta etkiler veya başta Amerika olmak üzere batı dünyasının menfaatleri doğrultusunda onlara Truva atlığı yapmak olmuştur. Halbuki Büyük Önder Atatürk SSCB’nin çöküşünü yıllar öncesinde görmüş ve Türk Birliği için yapılması gerekenleri bize şöyle özetlemiştir: "Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacagını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir.Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir.İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür...Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldügü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir." Ne yazık ki ondan sonra gelenler Atatürk’ün üstün politikasını devam ettirememiş, Milli bilinç ve duyarlılıktan koparak Türkiye’yi emperyalist güçlerin bir oyuncağı haline getrimiştir. Doğal olarak bu bağımlı anlayış SSCB’nin dağılışı sonrasında gerekenleri yapamamış, hazırlıklı olmadığı için Türk Cumhuriyetlerini bir birlik çatısı altında toplayamadığı gibi o coğrafyanın yeniden emperyalist güçlerin hedefi olmasını engelleyememiştir. Türkiye diğer Türk cumhuriyetleri’ne ağabeylik yapamamakla birlikte batılı güçlerin bölgede kendi çıkarları doğrultusunda iş yapan taşeronu haline gelmiştir.

Türk Birliğinin önünde tarih boyunca taş olmuş bir diğer ülke İran’dır. İran’da Farsi yönetim 1. Dünya savaşı sonrasını takip eden dönemlerde emperyalist güçlerin etkisiyle kurdurulmuştur. Amaç İran’da kurulacak kukla bir yönetimle Anadolu Türlüğü ile Türk Dünyası arasında tampon etkisi göstermek, aralarında oluşabilecek etkileşimi engellemektir. Tamda tasarlandığı gibi İngiliz ve Rus desteği ile yönetime gelen Şah Rıza Pehlevi onların yönlendirmeleri doğrultusunda bünyesi sınırları içinde bulunan Türk nüfusa baskı uygulamaya başlamış, asimilasyon politikaları ile onların kimliğini yoketmeye çalışmıştır. Doğu Anadolu ile İran’da yoğun olarak Türklerin yaşadığı Güney Azerbaycan olarak adlandırılan bölge arasındaki sınır kapısı o dönemde kapatılmış, iki ülke Türkleri arasındaki ticaret ve etkileşim engellenmeye çalışılmıştır. Bununlada sınırlı kalınılmamış Türklere ve Türkiye’ye karşı İran’da; Ermeni ve özellikle Taşnak lobisinin faaliyetlerine göz yumulmuş, ermenilerle işbirliğine girilerek kürtçülük zehrinin Türkiye’ye nüfus etmesine önayak olunmuştur. Atatürk döneminde Musul’u kaybetmemize yol açan kürt isyanlarındaki doğrudan İngiliz dolaylı olarak Rus ve İran desteği tarihte bilinmektedir. İran yakın dönemimize kadar kürtçülüğe ve kürt terörüne ya şartlara göre destek vermiş ya da göz yummuştur. Bölgede yakın zamana kadar Pkk kampları bulunluğu bilinmekteydi. Ta ki bu zehir kendilerinide etkilemeye başlayana kadar. Amerikan ve İsrail güdümüne giren kürt terörü ve kürtçülük faaliyeti Pjak adı altında kendinide vurmaya başlayınca İran bazı gerçekleri farketti.

Türkiye ile Türk dünyası arasında bilinçli olarak tampon vazifesi gösteren ülkelerden biriside Ermenistan’dır. Ermenistan; sinek küçüktür fakat mide bulandırır misali gerçekleştirdiği faaliyetler ve teröre verdikleri destek ile sadece Türkiye’nin doğuya açılmasına değil ayrıca kalkınmasınada darbe indirmeye çalışan ülkelerden biridir. Sovyet hakimiyeti içinde Rus egemenliğine giren ardından Sovyetlerin dağılması ile bağımsızlığını ilan eden Ermenistan o dönemde Taşnak partisinin yeniden ülke yönetimine gelmesiyle daha önce Sovyetler bünyesindeyken imzaladığı Kars antlaşmasını tanımadığını açıkladı. Ermenistan bu vesile ile antlaşmanın gereği olarak o dönemde kabul ettiği Türkiye’nin doğu sınırlarını tanımadığını beyan etmiş oluyor ayrıca Gümrü antlaşması ile verdiği sözden cayarak ‘’Büyük Ermenistan’’ hayali için mücadele vereceğininde sinyalini veriyordu. Nitekimde öyle oldu. Sözde ermeni soykırımı Ermenistan anayasına, Ağrı dağı sembolü ise Ermeni devlet armasına girdi. Bu gelişmeler Ermenistan’ın Türkiye’ye yönelik saldırgan politikalarının en büyük göstergeleriydi. Dünya üzerindeki güçlü lobi faaliyetleri ile sözde soykırım yalanını dünyaya yutturmaya çalışırken ne yazık ki bizim dışişlerimiz ve yetkililerimiz bu konuda yeteri kadar faaliyet yürütememişlerdir. Ermenistan bir yandan Asala ve ardından Pkk terörlerine verdiği destekle Türkiye’ye dolaylı yoldan saldırırken bir yandanda lobi faaliyetleri ile Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışmıştır. İki ülke arasında bardağı taşıran son damla olan Karabağ işgali ve Azerbaycan Türklerine yönelik katliamlar iki ülke arasındaki ilişkileri kopartmış, Türkiye’nin haklı bir tepki olarak Ermenistan’a yönelik tavır almasına yol açmıştır. Günümüzde hala daha ermeni lobilerinin faaliyetleri sürmekte, hala daha Karabağ’da ki Ermeni işgali devam etmektedir. Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen Türk kamuoyu içindeki bazı gruplar gerçekleştirdikleri dış destekli propaganda ile Türkiye ve Ermenistan arasındaki sınır kapısının açılması gerektiğine yönelik Türk menfaatlerine uymayan faaliyetleri yürütmektedir.

Türk Birliği ve Türk Cumhuriyetleri’nin bütünleşmesi önüne çekilen engeller elbetteki coğrafi sınırlardan ibaret değildir. Bu olasılık en fazla Türklerin etkileşme ve bütünleşme içerisine girmesini istemeyen dünya üzerindeki emreyalist güçleri korkutmuştur. Etrafımızdaki setlerin belirlenmesinde onlar önayak olmuş, Türkiye’yi sürekli olarak meşgul edecek suni gündemleri ve kargaşa ortamlarını onlar yaratmış, kültürümüzün ve ulusal kimliğimizin yozlaşmasına ve dejenere olmasına gayret ederek bizi milli bilinç ve gayelerimizden onlar koparmaya çalışmıştır. Yıllar boyunca yürüttükleri faaliyetler ile bizi kendilerine siyasi ve ekonomik olarak bağımlı hale getirmişler, Türk politika ve stratejilerini kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışmışlardır. Onların tuzağına düşmemizin en büyük sebebi Atatürk’ten sonra yönetime gelenlerin Atatürk kadar cesarete,kararlılığa ve milli hassasiyetlere sahip olamamış olmasındandır. Atatürk’ün vefatından sonra önce İnönü ardından Menderes yönetimleri ile Türkiye adeta Amerika’nın ve batı dünyasının kıskacına itilmiştir. Bu kıskaç bizi milli ve bağımsız davranamaz hale getirmiştir. Bu sebepledir ki Sovyetlerin dağılmasından sonra Atatürk’ün yıllar öncesinde söylediği gibi büyük fırsatlar doğmuş ancak dışa bağımlı siyasi anlayış yüzünden bu fırsatlar genel olarak kaçırılmıştır. Amerika, İsrail ve Avrupa ülkeleri Türkiye’nin dış politikasını bir yandan kendi menfaatleri doğrultusunda çizerken bir yandanda önümüze attıkları Avrupa Birliği tuzağı ile yıllar boyunca ülkemizi kandırmış ve uyutmuşlardır. Türkiye’nin kendilerinden bağımsız hareket etmesi onların en büyük korkularındandır. Türklerin yeniden bilinçlenmesi ve kendi stratejilerini belirleyebilmesi onların en büyük korkularındandır. Türkiye’nin onların çizdiği maddi ve manevi sınırları aşması yine onların en büyük korkularındandır. İşte tüm bu şer ve nifak tohumlarının arkasında yatan gerçek budur.

Türk Birliği bazılarının söylediği gibi kuru bir cihangirlik sevdasından ibaret olmamakla birlikte, boş hayallerden ibaret bir yaklaşımda değildir. Derin fikirsel temellere dayanan Türk Birliği; Türklüğün ve belkide tüm Avrasya coğrafyasının bu sapıtmış dünya düzeni içerisindeki ilacı ve reçetesidir. Türk Cumhuriyetleri’nin oluşturabileceği siyasi, ekonomik,kültürel ve hatta askeri birliktelik emperyalist güçlerin bölgede istedikleri gibi at koşturmasını engelleyecektir. Düzenlerini başkalarının kanı ve gözyaşı üzerinden sağlayan yabancı güçlerin bölge coğrafyasını istedikleri gibi kullanamamasını sağlayacak, istedikleri her bölgenin arka bahçeleri olmadığını onlara öğretecektir. Kurulabilecek ve inşa edilebilecek bir Türk Birliği belkide Doğu Türkistan’da, Batı Trakya’da, Kerkük’te, Kafkaslarda,Balkanlarda, Kıbrıs’ta ve diğer bölgelerde yaşayan Türklerin garantisi olacak, yabancılar istedikleri gibi kendi menfaatleri doğrultusunda Türkleri ezemeyecektir. Türk Birliği varoldukça belkide Çin; Uygur Türklerini günümüzdeki gibi sindiremeyecek, Türkmeneli’nde yeni bir Altunköprü katliamı gerçekleşmeyecek, Karabağ’da ve Kıbrıs’ta olduğu gibi Türk düşmanları soydaşlarımızı çoluk,çocuk demeden katledemeyecek, düşmanlar Batı Trakya ve Kırım’da olduğu gibi bizi asimile edemeyecek, Barzani ve Talabani gibi kripto devşirmeler günümüzdeki gibi Türkiye’ye çemkiremeyecektir. Daha önemlisi Türklüğün yükselişine sebep olacak bu birlik emperyalist oyunlardan çok çekmiş tüm dünyanında bir ışığı ve kandili olacaktır. Çünkü bilinirki Türk’ün olduğu yerde adalet vardır, çünkü bilinirki Türk’ün sağladığı düzen sağlamdır.

Türk Birliği amacımız ve gayemiz olmalıdır. Biz belkide göremeyecek olsakta bu gaye gelecek nesillere aktarılmalıdır. Oluşan fırsatlarda hünerli ve bilinçli ellerin çabası ile er yada geç bu gaye birgün gerçek olacaktır. Tıpkı Büyük Başbuğ Atatürk’ün belirttiği gibi; ‘’Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği'ne inanıyorum. Onu görüyorum. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak. Dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek. Hayatta yegâne varlığım ve servetim Türk olarak doğmamdır.’’


Allah Türk Milleti’ni Korusun!